Memleketin uzayan kışı: Soğuk, kavga ve bölünmüşlük

Kışlar, uzun sürer buralarda. Görünse de başlar üstünde beyazı, geçmez şu zemherinin ayazı. “Yanlışın var, burada Akdeniz iklimi de görülür,” diyeceksin. O başka mesele. Emin ol! Bu soğuklar, konumumuzla alakalı. Hep kutuplarda dolandığımızdan kışlar, bitmez memlekette. Şubat geçer, temmuz olur; kış bitmez.

Soğuk ya havalar, ondan olsa gerek, yapılıdır buranın insanları.

Pusan çökmüş memlekete, tepeden bakar uzun boylu.

Sonra da der ki ne güzel bir gün, güneşli falan.

Uzun boyluların başı göğe ersin diye çöktükçe çöker duman. Öyle kendiliğinden de değil ama boş ver!

Gariban, madenlerde sıkışıp kalmazsa eğer, dayanamaz zaten bu dumana.

Bazısı da şişkodur memleketin.

Başı bağlı, göbeği yağlıdır. Üstelik camimize gelip övünürler utanmadan. “Bu, yemekten - içmekten değil!” diyerek.

Zannederler ki çalınan ekmek, çalınan emek, çalınan hayatlar helal.

Soğuk ya havalar, hastadır bazısı memleketin. Şizofren mi dersin, çarpılmış mı?

Bilmem.

Onlar da gelir okul mescidinin ya da hafızlık kursunun önüne. “Sizi burada istemiyoruz!” derler.

Gerekli cevap, lisanımünasiple verilir.

Eğer alttan alıp, “Müsaade edin, dersim var!” dersen işte o anda birisi çıkıp, “Dersim yok, Tunceli var!” der. İkiye bölünür kalabalık, sonra onlar da bölünür kendi içinde.

Böylece ufalanır gider.Çokları ise memleketimin, zayıftır, cılızdır.

Isınabilmek için saf tutarlar beraber.

Tabii ki namaz değil, niyaz değil.

Kendilerine bir şişko beğenirler ya da boylu poslu birini.

Onun ardında saf tutup bir başka şişkonun muhibbanıyla dövüşürler.

Kavga bitince kim, ne kazanır? Şıracı ve biracı, ev sahibi ve de kiracı bir şey kazanamaz.

Kış uzar, bahar gecikir.

Ortam biraz ılısa da zaman zaman, o yüzlerdeki soğukluk ve kem sözlerdeki boğukluk hatırlatıverir martı, eylülü.

Böyle dertleşirken Üstat’la Şehzadebaşı’nda, kabrinden bir dizeyi fısıldayıverdi.

Ansızın ama yavaşça bir yanım NATO, bir yanım Gazze ve daha nice tezatlar içinde bir şeyler oldu.

Gök yarıldı, çamurun canı alındı.

O can, toprağa girmemiş meyyite verildi.

Görmeyen gözler açıldı, gizlenen aşklar dile geldi.

O lahza gözlerim gülüyor ve dudaklarım kıpır kıpır Fatiha’da.

Ne demişti Üstat?

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER