Minik bir mucize: Çocuğun kahkahası, ailenin yüzüne mutluluk yaydı!

Herkes filmi izledi, bense onu…

Aman dikkat, bu cümlede bir sıkıntı, bir olmamışlık var.

Altı kaval, üstü şihane (veya şeşhane) bu cümlenin.

Kış günü beyaz giymiş, yaz günü karalara bürünmüş gibi uyumsuz; insanı huzursuz eden, tekinsiz bir tarzı var.

Yüklem eksikliği sebebiyle Türkçe hastanesine kaldırılması gereken bir cümle… Acil sedye, üç tüp dil bilimi hazırlayın, çekilin, çekilin, ben edebiyatçıyım.

Herkes filmi izledi, bense onu izledim.

Oh!

Cümlemizi kurtardık, filologlar rahat bir nefes alsın.

Hele editörler, en çok onlara üzülüyorum.

Cümleyi okudukları an, o kocaman açarak baktıkları gözleri, hafif kalp çarpıntıları, el titremeleri… Bazılarında kaşınma hâli bile gözlemlenebiliyormuş.

Yazık!

Ezcümle herkes müsterih olsun, artık cümlemiz kimseleri rahatsız edemez.

Alnı açık, yüzü pak, kimseye eyvallahı yok cümlemizin.

Konumuza geri dönecek olursak herkes filmi izledi, bense onu (her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği)...

Film boyunca bir annesine baktı, bir babasına.

Onlar güldükçe kahkaha attı, onlar şaşırdıkça şaşırdı, onlar hüzünlenince dudaklarını büzdü.

Yaşı epey küçüktü, dört, en fazla beş.

Annesine dönerek sürekli, “Çok mutluyuz, değil mi anne?” diyordu.

Sonra kendi sorusuna kendi cevap veriyordu, “Gülüyoruz biz, çok mutluyuz.”Yaz rehavetini üzerimden atmak, popüler kültüre gark olmak; eylülde arkadaşların, “Tatilde neler yaptın?” muhabbetlerine, “Anneannemle tarhana...” cevabının yanında ek bir seçenek bulundurmak için sinemaya gitmiştim.

Klimanın ve “bir bilet alana limonata bedava” kampanyasının da etkisi büyük elbette.

Film sahiden komikti. Öyle güldürürken düşündüren cinslerden de değil, düpedüz komik.

Hayatın içinden, sahici bir hikâye anlatmış yönetmen.

Herkes kendinden bir şeyler buldu, bulduğu şeylere de yer yer tebessüm etti, yer yer kahkaha attı.

Bir şekilde tüm salon, benzer yerlerden gelen gıdıklanma hissiyle gülüyorduk.

O sırada gözüme o takıldı, ismini bilmediğim küçük kız.

Tam önümde, anne ve babasının tam arasında oturuyordu.

Yüksek sesten biraz rahatsız olduğu aşikârdı.

Ama annesiyle babasının kahkahasına sığınmıştı belli ki.

Muhtemelen anne ve baba, filme bilet aldılar; şöyle baş başa güzel bir vakit geçirme telaşına düştüler.

Ancak son anda bu küçük kızı bırakacakları babaannenin ya da anneannenin bir işi çıktı.

Belki hastane, belki postane… Ama bir şekilde küçük kız anne ve babasının peşine takılmak zorunda kaldı.

Ve bu zorunluluk da en çok onu sevindirdi.

Film boyunca belki en çok onun kahkahasını duyduk. “Çok mutluyuz biz, gülüyoruz.” O güldükçe eşler birbirine bakarak daha çok gülüyor, anne baba güldükçe çocuk, kahkahasının dozunu arttırıyordu.

Filmden bir şey anlayıp da gülmesinin imkânı yok.

Zira tam bir yetişkin filmindeyiz.

Neydi peki, bu kızı böyle güldüren?

Psikologlar genelde üç temel kuramla açıklar gülmeyi: Uyumsuzluk Kuramı'na göre, beklediğimiz şey ile karşılaştığımız şey arasında ani bir çelişki olduğunda güleriz.

Freud, Rahatlama Kuramı'nda gülmeyi, biriken zihinsel ve duygusal gerilimi boşaltmanın yollarından biri olarak açıklar. Üstünlük Kuramı'na göre ise Hobbes, “Başkalarının hatasına, sakarlığına güleriz.

Zira kendimizi ondan güçlü hissederiz,” der.

Bu kadar bilim yeterli! “İnsan hayatta o kadar acı çeker ki canlılar arasında yalnız o gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır,” diyor Nietzsche.

Severiz sevmeyiz, orası ayrı ama haksız da sayılmaz.

Dünya ne yazık ki acı üzerine kurulu.

Ve gülmek, koca bir acı parçasına bir yırtık atmak gibi.

Sahici ve içten bir kahkaha, gerçekle olan yıpratıcı ilişkimizde bir mola, bir nefeslik durak.

Tıpkı bu sinemada, onlarca kişiyle yaptığımız gibi.

Mizahın, güldürmecenin en güzel yanı budur belki: insanları kısa bir an bile olsa ortak bir hikâyede bir araya getirebilmesi.

Acıyı yok saymadan hafifletebilmesi, kusurlarımızı inkâr etmeden onlarla yaşayabilmemizi sağlaması ve bizi yeniden birbirimize yaklaştırması... İnsanı küçülten değil anlamaya çalışan, öfkeyi büyüten değil mesafeyi azaltan, yalnızca alkış almak için değil, samimiyetle yan yana var olabilmek için gülmek… Bu kadar edebiyat yeterli!

Zira tüm nörobilimsel açıklamalardan, psikolog görüşlerinden, filozof aforizmalarından öte, daha öz ve sahici bir görüş var: Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER