Bu aralar gittiğim her yerde ekonomik krizle karşılaşınca zamanlar ötesi finansal kaynak arayışına girdim.
Kıymeti öldükten sonra anlaşılan yazar ve şairlerin klasikleşmiş eserlerinin ilk nüshalarını, kendilerinden cüzi ücretlere alıp meşhur oldukları gelecekte koleksiyonerlere satıyorum.
Ama bu işe, çok da devam edemeyecek gibiyim.
Zamanda kırılmaya sebep olduk; elindeki tek nüshayı veren bir yazar, öldükten sonra da meşhur olamadığı için geleceğe götürdüğümde eserini tanıyamadılar.
Adamın hakkına girdik, çok büyük yazardı.
Ben de hakkını teslim edebilmek için yapay zekâya, o devirde halkın ilgisini çekecek birkaç roman yazdırıp yazara götürdüm.
Yani, ***** ve ***** romanlarının müellifi *** asıllı yazar **** ****** ******** *******, esasında 1800’lerde yaşamış olmasına rağmen birkaç romanını yapay zekâya yazdırdı (Yazar ismi, eserler ve milliyeti, yazarın itibarına halel getirme ihtimaline karşın gizlenmiştir).
Ama tabii hepsi, benim suçum.
Kafka’dan bir hikâye almıştım.
O da hikâyeyi hiç yayınlamamış.
Sattığım sahaf, tek örneği olduğunu görünce kendi ismiyle kitaplaştırıp durduk yere ünlü oldu.
Bu olay vesilesiyle Kafka’nın hakkına girdiğimi zannetmiyorum, çünkü zaten hiç yayınlama umudu yoktu.
Bu vakalardan sonra ters istikamette çalışmaya başladım. Çin’den toptan telefon kılıfı alıp Graham Bell dönemine götürdüm ama pek satılmadı. 3D yazıcıya Troya anahtarlıkları ürettirip Troya meydanında tezgâh açtım ama kimse evini kilitlemediği için anahtarlıklar da elimde kaldı. 2008’de, Çanakkale pazarında maliyetine sattım.
MÖ 59'da Roma’da çıkan taşa yazılarak dağıtılan Acta Diurma Gazetesi’nde burç yorumları yazdım. “Doğduğun aya göre, hangi Roma İmparatorusun?”, “Cilt bakımı rutinine göre, yüzde kaç gladyatörsün?”, “5 soruda hangi senatörsün?” gibi testler hazırladım.
Son hazırladığım “Türkler, Roma’yı fethederken hangi şarkıları dinlersin?” testinden sonra habercilik kariyerim, habercilik mesleği doğmadan yüzlerce yıl önce son buldu.
Bari bir basın kartı alsaydım, otobüse bedava binerdim.İlerde çok değerlenecek diye Dulkadiroğulları Beyliği’ne Beylikdüzü’nden arsa satmaya çalıştım ama imar meselesinde anlaşamadık.
At arabalarından tinyhouse ve karavan yapıp satmaya çalıştım, olmadı.
Bence göçebe toplumlar için en mantıklı proje buydu, kendileri kaybetti.“Göçebe toplumlar” demişken kavimler göçünde seyyar tostçuluk yaptım.
Anadolu’ya yaklaştığımızda, Malazgirt tarafında ahali iyice acıktı.
Yoğun bir sucuklu tost satışımız oldu.
Bizans askerleri, sucuk kokusundan etkilenip Anadolu’nun kapılarını açınca bizimkiler yüklendi, hep beraber girdik.
Tost gerçekten zor zamanların kurtarıcısı oluyor, yüzlerce yıldır Anadolu’da.
Göç bitince gişe rekorları kıran filmleri, Antik Yunan’da gölge oyununa çevirmeyi denedim.
Görsel efekt eksikliğinden istediğim etkiyi veremeyince dümdüz komedyen olmaya karar verdim.
Hem kaliteli şaka getirebilirdim hem de insanları bir yere toplayıp karşılarında bir şeyler anlatmak, kültür şoku oluşturacak bir yenilik değildi.
Ve ilk gösterim şöyle geçti: “Hoş geldiniz!
Hâlâ gelmeye devam ediliyor sanırım.
Arkada, atını park eden bir abi görüyorum.
Hocam, atla gelinecek kadar da iddialı değilim; inşallah başka işlerin de vardır çarşıda, pazarda.
Benim var mesela, ikindi gibi sarayda soytarı mülakatına katılacağım.
Ama daha çok benim sorularım var.
Hani soytarı, çok aşağılayıcı geliyor artık kulağa. “Güldürmeye meyilli birey” gibi bir ünvan verilse nasıl olur? Çok iyi güldürürsem prim alma şansım var mı?
Seferlere gelmek zorunlu mu?
Benim belim ağrıyor, çok uzun yürüyemiyorum gibi sorular…“Sefer” deyince aklıma şöyle bir proje geldi.
Bu kadar insan, devamlı sefere çıkıyor.
Kazanırsak topraklarımız genişliyor ama kazanamazsak boş dönüyoruz.
Seferleri “War and Travel” konseptine çevirsek cephede yorulan askerler, çevre illeri gezmeye gönderilse fena olmaz mı?
Herkesin başına gelmiştir, kılıçla umumi tuvalete girmek.
Abi, zulüm değil mi ya?
Yaslasan pat kafana düşer, assan çıkarken helada unutursun.
Ben çok unuttum, artık kabzasına adresimi yazıyorum.
Ama dikkat edin, alıcı ödemeli ulakla gönderiyorlar; kılıcın kendinden pahalıya gelebiliyor.
Bir de kelle alma meselesi var, imajımız açısından doğru gelmiyor bana. İlerde canlandırmasını yapsalar, estetik aksiyon sahneleri çıkar.
Evet ama yaşarken hoş değil.
En azından ismini değiştirsek kurtarır belki.
Omuzları ağırlıktan kurtarma, fazlalığı alma, kafada bitirme, kafayı toplama olabilir; benim önerilerim bunlar.
Ateş ve toprak burçları, bu aralar ikili ilişkilerine dikkat etsin; merkür yaklaşıyor sürgün tehlikesi yaşayabilirsiniz.
Su burçları da varsa öşürlerini ödesin.
Astronomiyle alakalı değil, genel hatırlatma; unutmayın diye.
Hoşça kalın!
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.