Yapay zekâ gücünün yüzde 75’i ABD’nin elinde Avrupa yüzde 5’in altında

Küresel yapay zekâ hesaplama kapasitesinin yaklaşık yüzde 75’i ABD’de bulunurken Avrupa Birliği’nin payı yüzde 5’in altında kalıyor. Yapay zekânın verimliliğe yılda 0,3–0,4 puan katkı sağlayabileceği Avrupa’da altyapı açığı rekabet baskısını büyütüyor.

Yapay zekâ yarışında modeller kadar onları çalıştıracak dev bilgisayar altyapısı da belirleyici hale geldi.

Ortaya çıkan son tablo ise ABD ile Avrupa arasındaki teknoloji farkının yalnızca şirket değerlemeleri veya yatırım miktarlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor.

Küresel yapay zekâ hesaplama kapasitesinin yaklaşık yüzde 75’i ABD’nin kontrolünde bulunuyor.

Avrupa Birliği’nin payı ise yüzde 5’in altında kalıyor.

Aradaki fark, geleceğin en stratejik teknoloji altyapılarından birinin büyük ölçüde ABD’de toplandığını ortaya koyuyor.

Avrupa’nın payı yüzde 5’in altındaYapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak için gereken gelişmiş işlem kapasitesi artık ekonomik güç göstergelerinden biri haline geliyor.

Yüksek performanslı çipler, veri merkezleri ve bunları besleyen enerji altyapısı olmadan dünyanın en gelişmiş modelleriyle rekabet etmek giderek zorlaşıyor.

ABD bu alanda açık ara önde.

Dünyadaki yapay zekâ hesaplama kapasitesinin yaklaşık dörtte üçü ABD’de bulunurken AB’nin payı yüzde 5’e dahi ulaşmıyor.

Bu fark Avrupa’yı Amerikan teknoloji şirketlerinin bulut sistemlerine, gelişmiş çiplere ve veri merkezi altyapısına bağımlı bırakıyor.

Yapay zekâ kullanımının ekonomi genelinde yaygınlaşması halinde bu bağımlılığın stratejik önemi daha da artabilir.

Verimlilikte yılda 0,4 puanlık fırsatAvrupa açısından yapay zekânın ekonomik getirisi ise küçümsenecek düzeyde değil.

Yapılan değerlendirmelerde teknolojinin Avrupa’da yıllık verimlilik artışına yaklaşık 0,3–0,4 puan ekleyebileceği hesaplanıyor.

Uzun süredir ABD’nin gerisinde kalan Avrupa ekonomisi açısından bu katkı kritik önem taşıyor. Özellikle yaşlanan nüfus, düşük yatırım ve yavaşlayan iş gücü büyümesi nedeniyle verimlilik artışı kıtanın ekonomik performansında daha belirleyici hale geliyor.

Ancak bu fırsatın kullanılabilmesi için yalnızca yapay zekâ yazılımlarını satın almak yetmiyor.

Avrupa’nın modelleri geliştirecek ve çalıştıracak kendi hesaplama kapasitesini de hızla büyütmesi gerekiyor.

Avrupa’nın elindeki en büyük koz veriAvrupa yapay zekâ yarışında altyapıda geride olsa da önemli bir avantaja sahip.

Sağlık, sanayi, enerji, ulaşım ve kamu hizmetlerinde yıllardır biriken son derece değerli veri havuzları bulunuyor.Özellikle üretim şirketlerinin endüstriyel verileri ile sağlık sistemlerinde tutulan büyük veri setleri, yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde Avrupa’ya önemli bir avantaj sağlayabilir.

Sorun ise bu verilerin güçlü işlem altyapısıyla buluşturulması.

Avrupa kendi veri merkezlerini ve yapay zekâ hesaplama kapasitesini yeterince hızlı kuramazsa kıtanın sahip olduğu değerli verilerin ekonomik getirisi yabancı teknoloji şirketlerinin altyapısına bağlı hale gelebilir.

Veri merkezlerinin önündeki engeller büyüyorAvrupa’nın ABD ile arasındaki farkı kapatmasını zorlaştıran temel sorunlardan biri yeni veri merkezi yatırımlarının yavaş ilerlemesi.

Yüksek elektrik ihtiyacı, şebeke bağlantıları, arazi sıkıntısı ve uzun izin süreçleri büyük projelerin önündeki temel engeller arasında yer alıyor.Çevresel kaygılar da özellikle enerji ve su tüketimi yüksek veri merkezlerinde yeni yatırımları zorlaştırıyor.

Buna Avrupa pazarının farklı ülkeler ve düzenlemeler arasında parçalanmış yapısı da ekleniyor.

ABD’de dev teknoloji şirketleri çok büyük miktarlarda kapasiteyi tek başına satın alabilirken Avrupa’da talebin çok sayıda şirket arasında dağılması yatırımcıların aynı ölçekte veri merkezi kurmasını güçleştiriyor.Şirketleri bir araya getirme modeli gündemdeAvrupa’nın bu sorunu aşabilmesi için farklı şirketlerin yapay zekâ hesaplama ihtiyacını bir araya getiren yeni modeller tartışılıyor.

Böylece şirketlerin uzun vadeli kapasite satın alma taahhütleriyle büyük veri merkezi yatırımlarının finansmanı kolaylaştırılabilir.

Avrupa’nın önde gelen yapay zekâ şirketlerinin etrafında oluşturulan ortaklıklar bu yaklaşımın ilk örnekleri olarak görülüyor.

Amaç yalnızca daha fazla sunucu kurmak değil, Avrupa şirketlerinin Amerikan bulut sağlayıcılarına bağımlılığını da azaltmak.

AB’nin yapay zekâ giga fabrikaları için başlattığı yatırım programları da aynı soruna çözüm arıyor.

Ancak mevcut yüzde 75’e karşı yüzde 5’in altındaki fark, Avrupa’nın önünde kapatılması oldukça zor bir mesafe bulunduğunu gösteriyor.

Yarış artık yalnızca teknoloji yarışı değilYapay zekâ hesaplama kapasitesindeki yoğunlaşma ekonomik olduğu kadar siyasi bir meseleye dönüşüyor.

Gelişmiş yapay zekâ modellerine erişim, veri güvenliği ve kritik kamu sistemlerinin hangi altyapıda çalışacağı ülkelerin teknolojik bağımsızlığını doğrudan etkiliyor.

Avrupa’nın yapay zekâdan beklenen verimlilik kazancını elde ederken altyapıda ABD’ye bağımlı kalması, önümüzdeki yılların en önemli teknoloji politikası tartışmalarından biri olmaya aday.

Küresel yapay zekâ yarışında artık yalnızca en iyi modeli geliştiren değil, o modeli çalıştıracak çiplere, enerjiye ve veri merkezlerine sahip olan da avantaj kazanıyor.

Bugünkü tablo bu avantajın çok büyük bölümünün ABD’de toplandığını gösteriyor.

İLGİLİ HABERLER