LGS Tercihlerinde Kaçınılması Gereken 5 Önemli Hata!

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav sonuçları açıklandıktan sonra tercih sürecinin başlamasıyla birlikte uzmanlar, sadece okul puanına bakmanın yetersiz olduğunu vurguladı. Uzmanlara göre öğrencilerin sadece akademik başarılarına değil, sosyal ve kişisel gelişimlerine de önem verilmesi gerekiyor. Bu nedenle tercihler yapılırken öğrencilerin ilgi ve yetenekleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

LGS kapsamındaki merkezi sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından 27 Temmuz'a kadar sürecek tercih maratonu başladı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.

Dr.

Metin Kocatürk, velilerin sınav sonucunu çocuğun değerini belirleyen bir ölçüt olarak görmemesi gerektiğini söyledi.

Eğitim uzmanı Banu Yapıcı da puanın zekanın, yeteneğin veya gelecekteki başarının kesin ölçüsü olmadığını kaydetti.

Banu Yapıcı, bu sonucun yalnızca belirli bir gündeki akademik performansı gösterdiğini ifade etti.

Başka öğrencilerle karşılaştırma yapmanın ve "Daha fazla çalışsaydın böyle olmazdı" şeklindeki ifadelerin öğrencinin kaygısını artırdığına dikkat çeken Yapıcı, ailelerin çocuklarına "Sonucun ne olursa olsun senin yanındayız. Şimdi birlikte, senin için en doğru yolu belirleyeceğiz" şeklinde yaklaşması gerektiğini belirtti.

Pedagoji danışmanı Gülcan Öncel de sınavın asla bir çocuğun değerini belirlemediğini, her çocuğun farklı olduğunun dikkate alınması gerektiğini aktardı.

Doç.

Dr.

Kocatürk, lise tercihinde yalnızca puan ve başarı sıralamasının değil, öğrencinin ilgi alanları ve yeteneklerinin değerlendirilmesi gerektiğini anlattı.

Kocatürk, "Okulun akademik programı, yabancı dil olanakları, sosyal etkinlikleri, ulaşım koşulları ve öğrenci profili çocukla birlikte incelenmelidir.

Tercih sürecinde okul psikolojik danışmanlarının görüşünden yararlanılması, öğrencinin güçlü yönlerini daha gerçekçi biçimde görmesine yardımcı olur" dedi.

Banu Yapıcı, tercih sürecinin öğrenciyi bir okulun puanına yerleştirme işlemi olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.

Yapıcı, şöyle devam etti: "Asıl amaç, öğrenciyi gelişebileceği doğru eğitim ortamıyla buluşturmaktır.

Milli Eğitim Bakanlığının tercih bilgilendirme kılavuzu da tercih sürecinde öğrencinin akademik durumu, ilgi alanları, sosyal özellikleri ve gelecek beklentilerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu değerlendirme yapılırken üç temel soru sorulmalıdır. Öğrenci neyi yapmaktan hoşlanıyor?

Fen bilimleri, teknoloji, yabancı dil, sanat, spor, sosyal bilimler veya üretim temelli çalışmalar arasında hangi alanlara doğal bir merak duyuyor?

Hangi ortamda daha iyi gelişiyor?"Gülcan Öncel, bazı öğrencilerin rekabet ortamında motive olurken bazılarının daha sakin bir ortamda kendini gösterebildiğini kaydetti. Öncel, "Bu nedenle tercih yaparken yalnızca puana değil, öğrencinin ilgi alanlarına, güçlü yönlerine, sosyal yapısına ve gelecekte nasıl bir yaşam hayal ettiğine de bakmak gerekiyor" diye konuştu.

Doç.

Dr.

Kocatürk, tercih listesi oluşturulurken öğrenciye seçenekler sunulması ve karar sürecine aktif olarak katılmasının kontrol duygusunu artırarak kaygısını azalttığını dile getirdi.

Yapıcı ise anne ve babanın rehberlik etmesi gerektiğini ancak öğrencinin yerine karar vermemesi gerektiğini belirtti.

Yapıcı, "Anne ve baba rehberlik etmeli ancak öğrencinin yerine karar vermemelidir. Çünkü istemediği bir okulda eğitim gören öğrenci, okulun akademik imkanları güçlü olsa bile aidiyet ve motivasyon sorunu yaşayabilir" ifadelerini kullandı.

Uzman, öğrencide uzun süren içe kapanma, yoğun değersizlik düşüncesi veya uyku bozuklukları görülmesi halinde profesyonel destek alınması gerektiğinin altını çizdi.

Banu Yapıcı, ailelerin bugünün popüler mesleklerini geleceğin kesin meslekleri olarak görmesinin yanlış olduğunu söyledi.

Teknolojik gelişmelerle bazı mesleklerin dönüştüğünü, yeni uzmanlık alanlarının ortaya çıktığını kaydeden Yapıcı, çocukları tek bir mesleğe yönlendirmek yerine farklı alanlara uyum sağlayabilecek gelişim altyapısıyla donatmak gerektiğini aktardı.

Gülcan Öncel, ezber bilgiden çok merak eden, araştıran ve değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmenin önemini vurguladı. Öncel, "Bence geleceğin en güçlü becerisi, öğrenmeye devam edebilmek. Çünkü bugün var olan birçok meslek dönüşüyor, yenileri ortaya çıkıyor ama öğrenmeyi bilen bireyler, bu değişime çok daha kolay uyum sağlayabiliyor" dedi.

Yapıcı, yanlış seçim korkusunu azaltmanın en etkili yolunun okul ziyaretleri, rehberlik görüşmeleri ve öğrencinin bireysel özellikleri üzerinden tercih oluşturmak olduğunu kaydetti.

İLGİLİ HABERLER