Pécs, Roma ve Osmanlı mirasını birlikte yaşatıyor

Bazı şehirler vardır, geçmişlerini size sadece birkaç soğuk anıtla anlatmaya çalışır. Bazılarıysa öyle cana yakındır ki, sokaklarında yürürken her köşede farklı bir dönemin fısıltısını duyarsınız. Macaristan’ın güneyinde, sırtını huzurlu Mecsek Tepeleri’ne dayamış olan Pécs, kesinlikle o ikinci gruptaki dost canlısı şehirlerden biri. Burada öyle büyüleyici bir atmosfer var ki; bir Roma mezarlığından çıkıp birkaç dakika sonra kendinizi bir Osmanlı camisinin önünde bulabiliyor, oradan da Orta Çağ’dan kalma görkemli bir katedralin gölgesine geçebiliyorsunuz. Pécs’i bu kadar özel kılan da tam olarak bu: Farklı çağlar burada kavga etmeden, birbirinin üzerine sevgiyle inşa edilmiş gibi duruyor.

Budapeşte’ye gidenlerin çoğu ne yazık ki rotasını başka şehirlere çevirmeden ülkeden ayrılıyor.

Oysa Macaristan’ın gerçek ruhunu ve o katmanlı tarihini yakından hissetmek isteyenler için Pécs, bambaşka bir deneyim sunuyor. Üstelik o yorucu, devasa turist kalabalıklarından uzak olması, şehri kendi ritminizde keşfetmeyi o kadar keyifli hâle getiriyor ki...

Pécs’e ayak bastığınızda içinizi ısıtacak ilk şey, tarihin burada müzelere hapsedilmemiş olması.

Geçmiş, günlük hayatın tam kalbinde akıp gidiyor.

Cıvıl cıvıl kafelerle çevrili meydanlar, enerjik üniversite öğrencileriyle dolu sokaklar ve yüzyıllardır ayakta duran bilge yapılar, burada aynı güzel manzaranın ayrılmaz birer parçası.

Pécs’in asıl hikâyesi Roma İmparatorluğu döneminde başlıyor.

O zamanlar burası, “Sopianae” adıyla anılan ve oldukça hareketli bir yerleşim merkeziymiş.

Bugün o günlerden kalan en büyüleyici miras, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Erken Hristiyanlık Nekropolü.

Burada, yer altındaki gizemli mezar odalarına indiğinizde, duvarları süsleyen o naif freskler ve erken Hristiyanlık dönemine ait izler sizi hemen sarıveriyor.

Kendinizi bir anda Avrupa’nın en önemli arkeolojik alanlarından birinde, yüzyıllar öncesinin insanlarıyla sessiz bir bağ kurarken buluyorsunuz. Özellikle Cella Septichora ve diğer mezar odaları hem tarih meraklılarını hem de estetiğe önem veren herkesi büyüleyecek cinsten.

Roma’nın o mistik havasından sıyrılıp şehir merkezine doğru tatlı bir yürüyüşe geçtiğinizde, bu kez sahneye Orta Çağ çıkıyor. Şehrin simgesi olan Pécs Katedrali, dört kuleli o heybetli siluetiyle sizi daha uzaktan selamlıyor.

Temelleri 11. yüzyıla kadar uzanan bu katedral, Macaristan’ın en önemli manevi merkezlerinden biri.

Pécs Katedrali’nin etrafındaki piskoposluk bölgesinde dolaşırken, Pécs’in sadece bir ticaret noktası olmadığını, yüzyıllar boyunca bir kültür ve eğitim vahası olarak da filizlendiğini hissedebiliyorsunuz.

Zaten boşuna değil; 1367 yılında kurulan Pécs Üniversitesi, ülkenin ilk üniversitelerinden biri olma unvanını taşıyor.

Bu köklü akademik gelenek bugün de şehre can vermeye devam ediyor.

Sokaklardaki genç enerjisi ve canlı kafe kültürü, o tarihî atmosfere öyle tatlı, öyle beklenmedik bir dinamizm katıyor ki hayran kalmamak elde değil.

Pécs’i Orta Avrupa’daki diğer tarihî şehirlerden ayıran ve bize en çok dokunan özelliği ise kuşkusuz Osmanlı geçmişi. Şehir, 1543 yılında Osmanlı idaresine girmiş ve yaklaşık bir buçuk asır boyunca bu kültürle harmanlanmış.

Bu dönemin sıcak izleri bugün hâlâ şehir merkezinde, en canlı haliyle karşımıza çıkıyor. Özellikle Széchenyi Meydanı, Pécs’in tüm o renkli tarihini tek bir karede özetliyor sanki.

Meydanın tam ortasında yükselen Paşa Kasım Camii, şehrin en ikonik yapılarından biri.

Günümüzde kilise olarak kullanılsa da o muhteşem kubbesi ve mimari detayları, Osmanlı döneminin ruhunu hâlâ gururla taşıyor.

Sadece birkaç dakika yürüme mesafesindeki Yakovalı Hasan Paşa Camii ise özgün karakterini günümüze kadar koruyabilmiş çok özel bir yer.

Hemen yanındaki zarif minare, Macaristan’da ayakta kalmayı başarmış nadir ve çok kıymetli Osmanlı miraslarından biri olarak insana duygusal anlar yaşatıyor.

Aslında Pécs’in en büyük güzelliği, tüm bu devasa tarihî yapıların günlük yaşamın sıradan birer parçası olması.

Sabah bir Roma nekropolünün sessizliğinde kaybolup, öğleden sonra bir Osmanlı camisinin önünde soluklanmak, ardından da üniversiteli gençlerin neşeli sesleri arasında kahvenizi yudumlamak burada yaşayacağınız sıradan ama bir o kadar da büyüleyici bir günün özeti.Şehrin kültürel nabzını tutmak ve keyifli bir yürüyüş yapmak isterseniz, istikametiniz kesinlikle Király Caddesi olmalı.

Rengârenk tarihî binaların sıralandığı bu canlı cadde boyunca dizilen minik galeriler, butik kitapçılar ve şirin kafeler içinizi açacak. Şehrin o sakin ama üretken, sanatsal ruhunu en iyi hissedeceğiniz yer burası.

Sanata biraz bile ilginiz varsa, Zsolnay Kültür Çeyreği sırf buraya gelmek için tek başına bir sebep… Bir zamanlar Avrupa’nın en göz alıcı seramiklerinin üretildiği Zsolnay fabrikası, bugün muazzam bir dönüşümle modern bir kültür kompleksine dönüştürülmüş.

Müzeleri, sergi alanları ve yemyeşil bahçeleriyle burası Pécs’in modern ve yaratıcı yüzünü temsil ediyor.

Kompleks içindeki Zsolnay Müzesi, şehrin o meşhur, ışıl ışıl seramik geleneğini yakından görmek için harika bir durak.

Sanat yolculuğuna devam etmek isterseniz, Csontváry Müzesi ve Vasarely Müzesi de listenizde mutlaka olmalı. Özellikle optik sanatın (Op-Art) babası kabul edilen Victor Vasarely’nin buradaki eserleri, şehrin modern sanat dünyasıyla güçlü bir bağ kurduğunu gösteriyor.

Pécs’te geçireceğiniz birkaç tatlı günün ardından, aklınızda sadece tek bir bina ya da meydan kalmıyor.

Zihninize ve kalbinize kazınan şey, birbirine sevgiyle sarılmış o tarih katmanları oluyor.

Roma mezarlarının dinginliği, Osmanlı kubbelerinin tanıdık silueti, katedralin taş duvarlarındaki yaşanmışlık ve galerilerden taşan çağdaş sanatın sesi bu şehirde aynı potada eriyor.

Belki de bu yüzden Pécs, ilk bakışta size abartılı bir gösteriş sunmayan ama sokaklarını arşınladıkça derinleşen, bağ kurduğunuz o özel şehirlerden biri.

Burada her köşe, başka bir zamana, başka bir kültüre açılan küçük ve heyecan dolu bir kapı.

Ve o kapıların ardında, Orta Avrupa’nın en sıcak, en zengin hikâyeleri keşfedilmeyi bekliyor.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER