Beslenme ve Diyet Uzmanı Mehlika Öktem diyor ki..
Birçok kişi kemik sağlığını ancak bir kırık yaşadığında düşünmeye başlıyor.
Oysa kemik kaybı yıllar boyunca hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor.
Bu nedenle osteopeni ve osteoporoz, özellikle ileri yaşlarda yaşam kalitesini etkileyebilen önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor.
Kemikler dışarıdan bakıldığında sabit yapılar gibi görünse de aslında sürekli yenilenen canlı dokulardır.
Yaşam boyunca eski kemik dokusu yıkılırken yerine yenisi yapılır.
Ancak bazı durumlarda bu denge bozulur ve kemik yapımı, kemik yıkımının gerisinde kalmaya başlar. İşte osteopeni ve osteoporoz bu sürecin farklı aşamalarını ifade eder.
Osteopeni, kemik mineral yoğunluğunun normalden düşük olduğu ancak henüz osteoporoz seviyesine ulaşmadığı durumdur.
Bir başka deyişle osteopeni, kemik erimesine giden yolda bir uyarı işareti olarak düşünülebilir.
Bu dönemde kemikler normalden daha zayıf hale gelmeye başlamıştır ancak kırık riski osteoporoz kadar yüksek değildir.
Osteoporoz, halk arasında bilinen adıyla kemik erimesidir.
Bu durumda kemik yoğunluğu belirgin şekilde azalmış ve kemiklerin iç yapısı zayıflamıştır.
Sonuç olarak kemikler daha kırılgan hale gelir. Özellikle kalça, omurga ve el bileği kırıkları osteoporozlu bireylerde daha sık görülür.
Bazen basit bir düşme, hatta bazı ileri vakalarda hafif bir zorlanma bile kırık oluşmasına neden olabilir.
TEŞHİS NASIL KONULUR?
Kemik kaybı çoğu zaman belirti vermediği için teşhiste en önemli yöntem kemik mineral yoğunluğu ölçümüdür.
Bu amaçla kullanılan test halk arasında genellikle 'kemik yoğunluğu ölçümü' veya 'kemik dansitometresi' olarak bilinir. Ölçüm sonucunda elde edilen T-SKORU DEĞERLERİ KEMİK SAĞLIĞI HAKKINDA BİLGİ VERİR: T-skoru -1 ve üzerindeyse: Normal kemik yoğunluğu T-skoru -1 ile -2,5 arasındaysa: Osteopeni T-skoru -2,5 ve altındaysa: Osteoporoz Peki kimler risk altında?
Yaş ilerledikçe kemik kaybı riski artar.
Ancak yaş tek faktör değildir. Özellikle: Menopoz sonrası kadınlar, • Ailesinde osteoporoz öyküsü bulunanlar, D vitamini eksikliği olanlar, Uzun süre hareketsiz yaşayanlar, Sigara kullananlar, Yetersiz beslenen bireyler, Uzun süre kortizon tedavisi alanlar daha yüksek risk altında olabilir.
KALSİYUMUN ÖNEMİ Kalsiyum, kemiklerin temel yapı taşlarından biridir.
Vücut kandaki kalsiyum seviyesini belirli sınırlar içinde tutmak ister.
Eğer beslenmeyle yeterince kalsiyum alınmazsa, bu dengeyi sağlamak için kemiklerdeki depolar kullanılabilir.
Bu nedenle uzun vadede yetersiz kalsiyum alımı kemik kaybına katkıda bulunabilir.
Yoğurt, kefir, süt, peynir, tahin, susam, badem ve bazı yeşil yapraklı sebzeler önemli kalsiyum kaynakları arasında yer alır.
Kalsiyumun bağırsaklardan emilebilmesi için D vitamini gerekir.
Bu nedenle yalnızca kalsiyum açısından zengin beslenmek yeterli olmayabilir.
D vitamini eksikliği varsa alınan kalsiyumun önemli bir bölümü etkili şekilde kullanılamayabilir.
Güneş ışığı, D vitamini üretiminin en önemli kaynaklarından biridir.
Bunun yanında yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitamini ile zenginleştirilmiş bazı besinler de katkı sağlayabilir.
Kemik sağlığı yalnızca kalsiyum ve D vitamininden ibaret değildir.
K vitamini, osteokalsin adı verilen proteinin aktifleşmesine yardımcı olur ve kalsiyumun kemik dokusuna bağlanmasında görev alır.
Magnezyum ise kemik yapısının önemli bileşenlerinden biridir ve D vitamini metabolizmasında rol oynar.
Bu nedenle roka, maydanoz, ıspanak, brokoli, kuruyemişler, kuru baklagiller ve tam tahıllar gibi besinler de kemik sağlığı açısından değerlidir.
Kemikler yalnızca minerallerden oluşmaz.
Kemik dokusunun önemli bir bölümü protein yapısındadır.
Bu nedenle yetersiz protein tüketimi kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir.
Yumurta, süt ürünleri, balık, tavuk, et, kuru baklagiller ve kaliteli protein kaynakları düzenli olarak beslenmede yer almalıdır.