Sinema, hızın ve dijital dönüşümün kıskacında şekil değiştirirken, köklü hikâyelerin ve sahici oyunculuğun gücü değişmeden kalıyor. Bunun en güncel örneklerinden biri de 20 yıl sonra gelen devam halkası; ‘Dondurmam Gaymak: Gapital’.
Film, Ege’nin kendine has sıcaklığını, sermayenin gölgesini ve insan hikâyelerinin zamansızlığını bir kez daha beyazperdeye taşıyor. Sektöre görece geç girmesine rağmen samimiyeti ve ustalıklı oyunculuğuyla hafızalara kazınan Cengiz Bozkurt ile BKM Mutfak’tan yetişen; yazarlığı, müzikleri ve sahne enerjisiyle kendi kuşağının dikkat çeken kişilerden Atakan Çelik, bu projede güçlerini birleştiriyor. Usta-çırak bağından dijital çağın dikkat krizine, yapay zekânın getirdiği tehditlerden rant eleştirisine uzanan bu buluşma, sadece bir devam filmini değil, sinemaya duyulan tutkulu özlemi de gözler önüne seriyor.
Eyüp Boz’un yönettiği Unik Film Yapımı ‘Dondurmam Gaymak: Gapital’de Cengiz Bozkurt ve Atakan Çelik’e başrollerde; Okan Çabalar, Gülnihal Demir, Abdullah Burak Kaya, Mehtap Bayrı, Zehra Yılmaz ve Yasin Çam eşlik etti.
CENGİZ BOZKURT’TAN 41’İNCİ YILDA RADİKAL KARAR: YETER ARTIK, YORULDUM
Tam da bu noktada, Cengiz Bozkurt’un kariyeri adına aldığı radikal bir karara ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Canlandırdığı her karaktere yüksek bir enerji veren Bozkurt, meslekteki 40 yılı devirdikten hemen sonra bu kararını şöyle açıkladı; “Aradaki açığı kapatmak için çok hızlı hareket ettim. Yeter artık, yoruldum.”
OYUNCULUĞUN YENİ EVRESİ
Bu cümle sıradan bir sitem değil; sektöre 40 yaşından sonra adım atan, kısa sürede Türkiye’nin dört bir yanında setten sete koşan ve ekranların en tanınan simalarından birine dönüşen bir ustanın nefeslenme çağrısı. Ancak bu adım, oyunculuğa veda etmek ya da inzivaya çekilmek anlamına gelmiyor. Aksine nicelikten niteliğe geçişin, her işte var olmak yerine kendi izini bırakacağı projelerde derinleşme iradesinin ilanı.
İSTATİSTİKLERE YANSIYAN DEVASA TEMPO
Söz konusu hızlı hareket etme hâli afaki bir beyan da değil; arkasında somut bir istatistik barındırıyor. Yurt dışı deneyiminin ardından Türkiye’ye dönüp sektöre girdiğinde 40’ını devirmiş olan Bozkurt, pir olarak gördüğü Şener Şen gibi kariyerinin en parlak dönemini 40 yaş sonrasına sığdırdı. Aradaki yılları telafi etmek istercesine girilen o yoğun tempo, Türkiye’deki 20 yıllık kariyerinde yılda ortalama 3,6 projeyle toplam 72 yapımlık devasa bir filmografiye dönüştü.
DİNLENME VE AİLEYE ZAMAN AYIRMA KARARI
‘Erdal Bakkal’ gibi ekran tarihine geçen ikonik bir figürden komedinin ve dramın en farklı tonlarına uzanan bu külliyat, durmaksızın katedilen binlerce kilometrenin özeti. BKM’nin yeni bir proje öncesinde başka bir işle çakışmaması adına kendisine sunduğu “6 ay bekle, para kazan ama otur” jestinden bile oturmaktan bunaldığı için vazgeçen bir işkolikten bahsediyoruz. Çalışmadan duramayan bir bünyenin “Artık seçerek oynayacağım, hobilerime ve çocuklarıma zaman ayıracağım” demesi, onlarca seti aynı anda omuzlamış yorulmuş bir bedenin haklı refleksi.
YARATICI SÜREÇTE YENİ BİR DÖNEM
Cengiz Bozkurt’un işleri azaltma kararı sahneden çekilme değil, sahnedeki rolünü yeniden tanımlama stratejisi. Kitap yazma deneyiminin ardından kendi senaryolarını kaleme alma ve yönetmen koltuğuna oturma arzusu, ustalığının bir sonraki evresi. Kamera önünde harcanan yoğun fiziksel mesaiyi, kamera arkasında yaratıcı bir zihinsel sürece tahvil etme gayreti.
GELECEK HAYALLERİ
Yapay zekânın, hızlandırılmış videoların ve yüzeysel dijital içeriklerin sektörü kuşattığı bir dönemde; sahnede terini akıtmış, sokağın dokusunu bilen bir ustanın daha az ama daha derinlikli projelerde yer alma kararı, izleyici için de kıymetli bir kazanım. Bir teknede uzaklara açılma hayali kursa da içindeki işkolik damarın onu tamamen koparmayacağını bilenler için bu karar bir bitiş değil; Bozkurt’un kendi imzasını taşıyan filmlerle yönetmen olarak döneceği yeni bir dönemin başlangıcı.
GENÇ KUŞAĞIN ÇOK YÖNLÜ TEMSİLCİSİ
Cengiz Bozkurt’un radikal kararıyla ilgili söylediklerini dinlerken, zihnimden tam yanında oturan ve henüz yolun başlarında sayılan Atakan Çelik’in 11 yıllık kariyer yolculuğu geçti.
BKM Mutfak mektebinden yetişip kendi kulvarını adım adım inşa eden Çelik, bu 11 yıla yetkin ve imza niteliğinde bir performans sığdırdı. Sektöre adım attığı ilk günden itibaren sadece bir oyuncu olarak kalmayıp kalemini, mizahi reflekslerini ve müzikal yeteneğini de üretimin merkezine koydu. ‘Çok Güzel Hareketler 2’ kadrosundaki skeç yazarlığı ve sahnede sergilediği canlı performanslarla kendi kuşağının dinamik temsilcilerinden biri hâline geldi. Oyunculuğun ve yazarlığın ritmine olan hakimiyetin eşini kendi söz ve besteleriyle müzik dünyasında da sergileyen Çelik, çok yönlü portresiyle ustalara eklemlenen verimli bir genç kuşak profili sunuyor.
SEKTÖRÜN DÜNÜ İLE YARINI ARASINDAKİ TAZE BAĞ
Cengiz Bozkurt’un vites küçültüp derinleşme kararı aldığı bir dönemeçte, Atakan Çelik’in üretkenliğini farklı kulvarlara yayarak koşmaya devam ettiği bu usta-çırak buluşması, sektörün dünüyle yarını arasında kurulan en taze bağlardan biri olarak gözler önüne serildi.
“HEPSİ BİRBİRİNDEN YETENEKLİ”
♦ ‘Dondurmam Gaymak’ yıllar sonra geri döndü. Sizi bu hikâyenin devamında yer almaya ikna eden asıl etken ne oldu?
Cengiz Bozkurt: Teklif tanıdığımız yerlerden geldi. Eyüp Boz ile biz daha önceden çalışmıştık. ‘Leyla ile Mecnun’da uzun süre görüntü yönetmeniydi. Hatta yönetmenliğimizi de yaptı; yaklaşık 40 bölümün üzerinde, belki 50 bölüme yakın beraber çalıştık. Birbirimizi tanıdığımız insanlar. Film de zaten yabancımız olmayan bir filmdi. İlk filmden bu yana 20 yıl olmuş ama sanki dün çekilmiş gibi hatırlıyorum. Türkiye’ye geldiğim yıl 2005’ti. Film, 2006’da gösterilmişti. İlk gittiğim filmlerden biriydi; hatta burada, bu salonlardan birinde eşimle beraber izlemiştim. Yörenin çekiciliği olsun, hikâyenin çekiciliği olsun… Teklif getirenler de arkadaşlarımız olunca güzel bir iş olacağını düşündük ve o devam işini sırtlandık. Genç arkadaşlarımızın hepsi de birbirinden yetenekli. Daha önceden birbirimizi çok iyi tanımıyorduk; Muğla’da ‘Askerliğimizi’ beraber yapınca daha iyi tanımış olduk. Benim için süreç böyle gelişti.
Atakan Çelik: Dediler ki “Cengiz Bozkurt oynuyor.” Benim de babam pek gülmez ama ‘Dondurmam Gaymak’, çok güldüğü filmlerden biriydi. Bu durum kararımı gerçekten etkiledi. Senaryoyu okuyunca beraber iyi bir ekip çalışması yapabileceğimizi fark ettim. Zaten öyle de oldu. Bütün süreç boyunca “Şurayı şöyle mi yapsak?” diye Cengiz ağabeyle, Eyüp ağabeyle sürekli konuştuk. Bize o alan sağlandığı için “Neden olmasın?” dedik ve başladık.
Cengiz Bozkurt: Biz tabii sonra yapımcılarımızla da tanıştık. İki tane genç, pırıl pırıl, yörenin insanı. Kendileri Sökeliler, yurt dışında eğitim görmüş iki ağabey-kardeş. Onlarla da yemek yiyince ikna olduk. Parayı da alınca tam ikna olduk! Mehmetçiğim biliyorsun, bunlar çok etken faktörler. 🙂
“İYİ HİSSETTİRDİĞİNİ HATIRLAMALARINI İSTİYORUM”
♦ Sinema salonundan ayrılırken izleyiciler tam olarak hangi duyguyla dışarı adımı atsın istersiniz?
Atakan Çelik: Vallahi ben şunu umuyorum: “İyi ki sinemaya gelmişiz” desinler. “Sinemayı ne kadar özlemişiz” desinler. Herkes kendine ait bir şey çıkartacaktır ama total hissiyat olarak sinema salonunda beraber olmanın ne kadar iyi hissettirdiğini hatırlamalarını istiyorum.
Cengiz Bozkurt: Evet, filmi deneyimleyip çıksınlar ve “İyi bir zaman geçirdik” desinler. Yakın zamanda beni böyle hissettiren bir iş oldu; Yiğit’in filmi ‘Yan Yana’… Çıktığımda sanki iki saat geçmemiş gibi hissediyordum. Uzun olmasına rağmen “Keşke biraz daha devam etseydi” duygusuyla çıkıyorsun. Bizim filmimizden de inşallah “Ne güzel izliyorduk, biraz daha devam etseydi” duygusuyla çıkarlarsa ne mutlu bize.
Atakan Çelik: Aynen öyle.
Cengiz Bozkurt: Bu arada “baba” hikâyesi bizim yapımcılarımız için de geçerli. Onların bu projeye girmesinin sebebi de aynı Atakan gibi: Babaları ilk filmi çok seviyormuş. Proje gelince hiç düşünmeden “Girin, ikincisini çekin” demiş. Yapımcımız, “Babam her gün en az bir kez, olmadı iki günde bir mutlaka izler bu filmi” dedi.
“ŞENER ŞEN İLE BENZEŞİYOR”
♦ Dile kolay, meslekte 40 yılı geride bıraktınız. Geriye dönüp baktığınızda bu uzun yolculuk sizde nasıl bir his bırakıyor?
Cengiz Bozkurt: Çok hızlı bir araçla çok uzağa kaçma hissi içindeyim. Bu uzay aracı olur, deniz taşıtı olur, motosiklet olur… “Yeter artık” diyorum, yoruldum. Çok çalıştım. Biliyorsun, ben yurt dışından 40 yaşımdan sonra geldim. İki yıl da tiyatro yaptım; yani dizi ve sinema sektörüne neredeyse 42 yaşından sonra giren bir insanım. Bizim durumumuz biraz pirimiz Şener (Şen) ağabeyle benzeşiyor. Şener ağabey de 40’ından sonra tanınmış işler yapmış bir ağabeyimiz. Ben de sektöre geç başlayınca Türkiye’nin her ilinde çalıştım. Oradan oraya koştururken aradaki açığı kapatacağız diye çok hızlı hareket ettik. Bu hız da bu yaşta insanı yoruyor tabii.
“HER ŞEYİ SATAYIM UZAKLARA GİDEYİM”
♦ “Yeter artık, yoruldum” deseniz de oyunculuğu tamamen noktalamak mümkün mü? Emeklilik planları ne kadar gerçekçi?
Cengiz Bozkurt: Oyunculukta emeklilik yok tabii, 90 yaşına gelseniz yine rol var ama artık daha seçmece işler yapmak; çocuklara, kendimize ve hobilerimize zaman ayırmak istiyoruz. Bir tekne alıp her şeyi satayım, uzaklara gideyim; “Nerede?” diye sorduklarında “Denizde açıldı gitti” desinler” diyordum.
“BİR SÜRE SONRA SIKILDIK”
♦ Biliyoruz ki tam bir işkoliksiniz. Temponuzu düşürmek ya da sahneden uzak kalmak fikri size inandırıcı geliyor mu?
Cengiz Bozkurt: Hakikaten işkolik insanlarız. Çalışmayınca bunalıma giriyoruz. BKM bir seferinde “Al bu parayı, kenarda 6 ay bekle; sana film çekeceğiz” dedi. Ne yapacağımı şaşırdım. Eşimle Kanarya Adaları’na gittik, gezdik dolaştık ama bir süre sonra sıkıldık. Gerçekten 6 ay öyle beklenmiyormuş. Necati (Akpınar) ağabeyin öyle bir jesti olmuştu bana ama iyi geçmedi o altı ay.
“ÇALIŞMAYINCA BUNALIMA GİRİYORUZ”
♦ Sen de sektörde 11 yılı geride bıraktın. Bu yolculuk senin cephenden nasıl görünüyor?
Atakan Çelik: Vallahi inşallah ben de 41’i görürüm diyorum. Hakikaten uzun ama bir o kadar da kısa hissettiren bir yolculuk. İnsana dokunan, yaşayan bir iş yapıyoruz. Yazarlık da yapıyorum. Hep güzel işlerle seyircinin karşısında olmak, sahnede kalmak istiyorum.
“KAPİTAL DEMEK SERMAYE, RANT VE YAĞMA DEMEK”
♦ Filmde de işlenen ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’ mücadelesinde, bugün samimiyetin ve yerelliğin devasa kapital karşısında hâlâ bir şansı var mı?
Cengiz Bozkurt: Yok tabii ki… Filmimizin ismi ‘Dondurmam Gaymak: Gapital. Kapital demek sermaye, rant ve yağma demek. Son 20 yılda Çanakkale’den Alanya’ya kadar sahil şeridimize bakarsanız nasıl bir tahribat ve el değiştirme içinde olduğunu görürsünüz. Biz bu filmde bunun altını çizmek istedik. O yöre insanının hayatına paranın girmesiyle yaşanan değişikliklerin onları mutlu etmediğini gözlemledik. O Yörük hayatının maalesef kapital gelse de çok mutluluğa evrilmediğini, hepsinin geçmişte daha mutlu olduğunu gördük. Bu değişimin karşısında durmak mümkün değil belki ama en azından süper kahramanımızı insanların önüne koyup bu değişimin farkına varmalarını istedik.
“DEĞİŞİMİN FARKINA VARMALARINI İSTEDİK”
♦ Günümüz yayıncılığında sadece oynamak yetmiyor; dijitalde ve sosyal medyada da sürekli görünür olma baskısı var. Bu durum seni nasıl etkiliyor?
Atakan Çelik: Bazı şeylere ayak uydurabiliyorum, bazılarına uyduramıyorum. O hıza ayak uydurmanın gerekliliğine de çok inanmıyorum. NFT ve Metaverse çıktığında “Ben artık bunu da öğrenmek istemiyorum” demiştim. Sektörde yapımcılar takipçi sayısına, etkileşim kapasitesine bakıyorlar. Fakat günün sonunda o hesaplara göre yapılan bazı işlerin çalışmadığını görüyoruz. Bizde değişmeyen tek bir şey var: Aslolan hikâyedir ve projedir. Bizim şansımız varsa o iyi hikâyelerin içinde yer alabiliyoruz ya da kendimiz üretiyoruz. Bazen sadece birinin fiziksel hareketlerini izlemek bile insanı besliyor. Hiç konuşmasak bile sadece insanları izleyerek bir hikâye çıkarabiliriz. O yüzden sokakta kalmaya çalışıyorum.
“BAZEN BEN DE HIZLANDIRIYORUM”
♦ Dijital çağda izleme alışkanlıkları değişti, dikkat süreleri 6 saniyeye kadar düştü deniyor. Hikâye anlatan sanatçılar olarak bu yüzeysellik sizi korkutuyor mu?
Cengiz Bozkurt: Bunu kendi ortanca kızım İdil’de deneyimledim. Telefonla ve YouTube’la tanışmadan önce, 5-6 yaşlarındayken sinemada bir filmi baştan sona izleyebiliyordu. İlk gittiğimiz film ‘Moana’ idi. Ne zaman ki eline telefonu verdik, 10-12 yaşlarına geldi; bir anda resim yapmayı, hikâye geliştirmeyi, şarkı söylemeyi bıraktı. Bir şeyi hızlandırmadan izleyemez oldu. Sonradan fark ettim ki gençler YouTube’u sardırarak izliyormuş. Şimdi bazen ben de hızlandırıyorum, gençler çok da haksız değilmiş; çok boş konuşan var! Ama Atakan’ın dediği gibi aslolan kesilmeden anlatılan hikâyelerdir. 400 yıldır hiçbir hasara uğramadan günümüze gelen Shakespeare hikâyeleri hâlâ izleniyorsa, dönüp dolaşıp geleceğimiz yer insana dokunan hikâyelerdir.
“UMUTSUZLUK DEĞİL DE BİR İMKÂNSIZLIK HÂLİ VAR”
♦ Sektörde iş yapma alanları daralırken veya dijital platformlar frene basmışken, bir yazar olarak bu tablo moralini bozuyor mu?
Atakan Çelik: Umutsuzluk değil de bir imkânsızlık hâli var. Televizyon dizilerinin sayısı azaldı, dijital platformların iş alma kapasitesi düştü, YouTube’da da maliyetler yüksek. Dolayısıyla bu filmlerin bu şartlarda çekilip izleyicilerle buluşması büyük bir şans. İzleyicilerden destek görmek çok kıymetli.
“2 BİN YILDIR VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”
♦ Festival seçkilerine giren yapay zekâ filmlerini düşündüğümüzde; dijital dönüşüm gelecekte oyuncuları ve yazarları işsiz bırakabilir mi?
Cengiz Bozkurt: Bir endişeye kapılmıyoruz; çünkü yapay zekânın en az etkileyeceği alan tiyatro. Tiyatro, sahnede kanlı canlı, seyircinin terini hissettiği bir ortam ve 2 bin yıldır varlığını sürdürüyor. Sinema ve dizide yıkıcı bir etkisi olabilir. Ama benim gibi uzaklara gitmek isteyen biri varsa, yüzünü ve sesini kiraya verir; “Ben Ege koylarını gezeyim, onlar kullansın parayı ödesin” der!
“DEĞİŞİME KARŞI DURULMUYOR”
♦ Sesinizin ve görüntünüzün yapay zekâ tarafından klonlanma ihtimaline karşı telif haklarınızı koruma altına aldınız mı?
Cengiz Bozkurt: Almadım. Buraya gelmeden önce iki saatlik bir dublaj seansından çıktım. İtalyan Başbakanı bile sesinin telif hakkını aldıysa bizim de almamız lazım gerçekten.
Atakan Çelik: Ben hemen alıyorum! Yapay zekâ konusunda ben de şunları söyleyebilirim: Yapay zekâyı kullanmaya başlarım, çünkü değişime karşı durulmuyor. Skeç yazarken denedim; henüz şaka yapamıyor ama bağlam kurabiliyor, hikâyedeki boşlukları anlayabiliyor. Yakında yazarlık mesleğini zayıflatacaktır. Ancak maliyetler düşeceği için belki daha fazla üretim olacak. Zamanla iş standarda bağlanıp özgünlüğünü kaybedince insanlar tekrar geleneksel olana dönecektir. Tiyatro ve sahnenin kıymeti daha da artacak; çünkü sahne insanla yapılan bir şeydir.
“ONLARA ÜZÜLÜYORUM”
♦ Usta-çırak geleneğinden gelen biri olarak, senin jenerasyonunun sektördeki en büyük şansı ve en büyük bahtsızlığı nedir?
Cengiz Bozkurt: Atakan şanslı jenerasyondan; çünkü Yılmaz Erdoğan’ın tedrisatından geçmiş, usta-çırak ilişkisini bilen biri. Ama bir mentoru, yol göstericisi olmayan genç arkadaşların oradan oraya savrulduğunu, sosyal medyada ne yapacağını bilemediğini görüyorum. Onlara üzülüyorum.
“HAKLARINI YETERİNCE SAVUNAMAMIŞ”
♦ Peki Atakan, eski kuşağın set disiplinine ve oyunculuk iklimine baktığında “Keşke bizde de olsaydı” dediğin ya da eleştirdiğin noktalar neler?
Atakan Çelik: Onların döneminde oyuncular arasında çok daha fazla etkileşim, bilgi alışverişi ve sıcaklık vardı. Cengiz ağabey sette “Haydi aşağı in sohbet edelim” der; o birliktelik ruhunu çok iyi bilir. Dezavantajı ise belki çok uzun süreler çalışmaları ve haklarını yeterince savunamamış olmalarıdır. Bir de “Bizim çocuk” anlayışıyla profesyonelliğin bazen göz ardı edilmiş olması olabilir.
“KENDİ FİLMLERİMİ ÇEKMEK İSTERİM”
♦ Geçen yıl kaleme aldığınız kitap ‘Ben Gülüyor muyum?’ çok ses getirdi. Okurlar yeni bir kitaba mı kavuşacak, yoksa sırada beyazperdeye aktarılacak bir senaryo mu var?
Cengiz Bozkurt: Yazar değilim ki ben… O, arkadaşların ısrarıyla bir dergiye yazılan makalelerden oluşmuştu. Bundan sonra zamanım olursa senaryo yazmak ve yönetmenlik yapmak istiyorum. Kendi filmlerimi çekmek isterim. Yazmaya başladım ama koşturmacadan kafamı toplayıp bilgisayar başına uzun süre oturamıyorum. Fırsat bulduğumda kitap yerine senaryo yazacağım.



