Ekrem Abi Site matbahis giriş
29 Ağustos 2026
İstanbul
Açık
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
En Son Olay Dünya Çin enerji güvenliği için kaynaklarını çeşitlendiriyor

Çin enerji güvenliği için kaynaklarını çeşitlendiriyor

Çin, kömür üretimindeki güçlü kapasitesi ve son yıllarda hız kazanan yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde enerji ihtiyacının büyük bölümünü kendi kaynaklarıyla karşılayabilen ülkeler arasında gösteriliyor. Enerji sisteminde yüzde 80’in üzerinde bir yeterlilik oranına sahip olması, ilk bakışta ülkenin enerji güvenliği açısından güçlü bir konumda bulunduğu izlenimini ortaya çıkarsa da bu tablo, enerji denklemindeki önemli bir kırılganlığı da perdeleyebiliyor. Çünkü Çin ekonomisinin üretim, ulaşım ve petrokimya gibi stratejik sektörlerinde kritik öneme sahip olan ham petrol ve diğer sıvı yakıtlarda dış kaynaklara bağımlılık devam ediyor.

8 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçılarından biri olan Çin, yılda yaklaşık 4 milyar varil petrolü yurt dışından temin ediyor.

Bu ithalatın önemli bir bölümü Körfez ülkelerinden sağlanırken, enerji akışı Malakka Boğazı ve Hürmüz Boğazı gibi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip deniz geçiş noktalarından geçen rotalara bağlı bulunuyor.

Bu nedenle Çin’in enerji güvenliği yalnızca üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda küresel enerji tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesine bağlı durumda.İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr.

Deniz İstikbal de dünyanın en büyük imalat sanayi üreticisi ve ihracatçısı olan Çin’in yıllık ortalama 500 milyar doların üzerinde enerji ithalatı gerçekleştirdiğini, Çin’in aynı zamanda dünyanın en büyük enerji ithalatçısı olduğunu hatırlatarak ülkenin, enerjide dışarıya bağımlılığı bitirmeye çalıştığını ifade ediyor.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, enerji alanında dikkat ekici bir çelişkiyle karşı karşıya bulunuyor.

Küresel sanayinin lokomotiflerinden biri olmasına rağmen Pekin yönetimi, özellikle petrol ve doğal gazda önemli ölçüde dış kaynaklara bağımlı durumda.

Bu durum, enerji güvenliğini Çin’in ekonomik büyüme stratejisinin ve dış politikasının merkezine yerleştiriyor.Çin’in en büyük kırılganlığı petrolde ortaya çıkıyor. Ülke, tükettiği petrolün yaklaşık dörtte üçünü ithalat yoluyla karşılıyor.

Dünyanın en büyük ham petrol tüketicisi Çin için enerji arzının kesintisiz devam etmesi de küresel riskler ile doğrudan ilişkili.

Orta Doğu’dan gelen petrol akışında yaşanabilecek herhangi bir aksama, Çin sanayisinden ulaştırma sektörüne kadar geniş bir alanı etkileyebilecek riskler taşıyor.

Bu nedenle Pekin, Suudi Arabistan, Irak, İran ve Rusya gibi üretici ülkelerle enerji ilişkilerini güçlendirirken, bir yandan da stratejik petrol rezervlerini büyütmeye devam ediyor.

Doğal gazda da benzer bir tablo söz konusu. Çin, hızla artan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla LNG ithalatını artırırken Rusya ve Orta Asya ülkelerinden gelen boru hattı gazına da büyük önem veriyor. Özellikle Rusya ile geliştirilen enerji ortaklıkları, Pekin’in deniz yollarına bağımlılığını azaltma hedefinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Petrol ve doğalgazda kırılganlığa rağmen kömür, Çin’in enerji denkleminde farklı bir yerde duruyor.

Dünyanın en büyük kömür üreticisi olan ülke, elektrik üretiminin önemli bölümünü yerli kaynaklarla karşılayabiliyor.

Bu nedenle kömür, Pekin açısından hem enerji arz güvenliğinin hem de sanayi üretiminin temel dayanaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Ancak çevresel kaygılar ve karbon emisyonlarını azaltma hedefleri de Çin’i enerji sepetini çeşitlendirmeye zorluyor.

Bugün dünyada tüketilen her dört ton kömürün yaklaşık biri, Çin’de elektrik üretmek amacıyla yakılıyor.

Hükümet, sanayi ve konut sektörlerinde doğal gaz kullanımını artırarak emisyonları düşürmeyi ve hava kalitesini iyileştirmeyi hedeflerken, ülkenin kömür santrali filosu görece genç, yüksek verimli ve doğal gaz santrallerinin yaklaşık on katı büyüklüğünde bulunuyor.

Mevcut doğal gaz fiyatları dikkate alındığında, yeni rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları, yeni doğal gaz santrallerine kıyasla daha düşük maliyetli elektrik üretme imkanı sunuyor.

Bu nedenle doğal gazın kömürün yerini doğrudan almasından ziyade, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunu destekleyen tamamlayıcı bir rol üstlenmesi bekleniyor.İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Merkezi Müdürü Sibel Karabel de Çin’in hem kömürde en büyük üretici ve tüketici olmasının hem de emisyonları azaltma hedefinin ilk bakışta bir çelişki olarak görülebileceğini, ancak yenilenebilir enerjide dünya liderliği ve nükleer enerji yatırımları ile bunun dengelendiğini belirtiyor.

Kömür, Çin’in enerji tüketiminin yarısından fazlasını oluşturmaya devam ederken, son yıllarda en hızlı büyüyen kaynaklar güneş, rüzgar ve nükleer enerji oldu.

Bu durum, Pekin’in enerji güvenliği hedefleri doğrultusunda enerji sepetini çeşitlendirmeye çalıştığını gösteriyor.

Bu ölçütlere göre Çin açık bir rekabet avantajına sahip.

Elektrik, toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30'unu oluştururken, bu oran ABD ve Avrupa'da yaklaşık yüzde 20 civarında.

AB, tüm iklim hedeflerine ve elektrifikasyon amaçlarına rağmen, ithal fosil yakıtlara ve yabancı temiz teknolojilere bağımlı kalmaya devam ediyor.Çin. 2025 yılı sonunda 1,2 teravat güneş ve 640 gigavat rüzgâr enerjisi kapasitesine ulaşırken, toplam yenilenebilir kurulu gücünü 1,8 teravatın üzerine çıkardı.

Böylece Çin’in elektrik üretim kapasitesinin yüzde 60’ından fazlası yenilenebilir kaynaklardan oluşur hale geldi.

Sadece 2025 yılında 315 GW yeni güneş ve 119 GW yeni rüzgar kapasitesi devreye alan Pekin yönetimi, bu seviye ile birçok büyük ekonominin toplam elektrik kapasitesini geride bıraktı. Çin’in işletmedeki rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesi 1,6 teravatı aşarak ABD ve Hindistan’ın toplamının yaklaşık üç katına ulaştı.

Ayrıca ülke, küresel güneş paneli, batarya ve elektrikli araç tedarik zincirlerinin merkezinde yer alıyor.

Elektrikli araç üretiminde dünyanın lideri konumuna yükselen Çin’in enerji ithalatına yönelik yaklaşımının yalnızca enerji politikalarıyla sınırlı olmadığını, tarımdan sanayiye kadar birçok sektörü etkileyen stratejik bir dönüşüme işaret ettiğini belirten İstikbal, dünyanın en büyük imalat sanayi gücü olan Çin için enerjide dışa bağımlılığın üretim hatları ve şirketler açısından önemli riskler oluşturduğunu vurguluyor. Çin’in, enerji maliyetlerinde yaşanabilecek hızlı artışlar ile enerji arzında ortaya çıkabilecek kesintiler şeklinde iki temel güvenlik riskiyle karşı karşıya bulunduğunu ifade eden İstikbal, Pekin yönetiminin dış politika tercihlerini de büyük ölçüde bu gerçeklik doğrultusunda şekillendirdiğini dile getiriyor.

Enerji tedarikçisi ülkeler ile Çin arasındaki ilişkilerin genel olarak istikrarlı seyrettiğini ve enerji yatırımlarının hedeflenen düzeylerde ilerlediğini kaydeden İstikbal, Çin’in yurt dışındaki enerji yatırımlarının toplam değerinin ise 920 milyar doları aştığını belirtiyor.Çin’in enerji ithal ettiği ülkelere enerji sektör yatırımları yaptığını ve bunun enerji arz güvenliğine katkı sunduğunu belirten İstikbal, özellikle enerjinin limanlara erişimi için altyapı yatırımları gerçekleştiren ülkenin güvenli şekilde enerjinin Doğu Çin limanlarına ulaştırılmasını sağlamaya çalıştığını ifade ediyor.

Rusya ve Kazakistan üzerinden ithal edilen doğalgazda da benzer bir yatırım stratejisi uygulandığını söyleyen İstikbal, ülkenin ihtiyacı olan ihracatın sürdürülmesi için enerji girdisinin güvenli, istikrarlı ve sürekli şekilde sağlanmasının hedeflendiğini, bunun için küresel ticaret yollarında Çin donanması güvenlik ihtiyacının karşılanması gerektiğine vurgu yapıyor.“Mevcut yaklaşım son 20 yıldır sürdürülen Çin Deniz Kuvvetlerinin global ölçekli bir güce dönüştürme politikasının önemli bir parçası. Çin donanması sayısal olarak Avrupalı ülkeleri uzun yıllar önce geride bıraktı.

ABD’nin savaş gemisi üretim kapasitesinin çok üzerinde üretim gerçekleştiren Çin deniz yollarında donanmasını aktif şekilde kullanıyor.

Benzer şekilde Doğu Çin Denizindeki paylaşım sorunlarına askeri kuvvet sevkiyle cevap veriliyor ve ticaret yollarının tam güvenliği sağlanmaya çalışılıyor” şeklinde konuşan İstikbal, enerji konusunun Çin dış politikasını da şekillendirdiğini ifade ediyor.

Karabel de Çin’in Ortadoğu’daki diplomatik açılımının, Rusya ile enerji ortaklığının, Orta Asya’daki politikalarının, Kuşak ve Yol inisiyatifinin enerji bağlantılarının ve Güney Çin Denizi’ndeki politikalarının enerji güvenliğine hizmet edecek parametreler olduğunu belirtiyor. “Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimin ardından Çin yönetimi, iç piyasadaki akaryakıt fiyatlarını kontrol altında tutmak amacıyla çeşitli önlemler aldı.

Bu kapsamda rafinerilere stratejik petrol stoklarından yararlanma izni verildi.

Enerji güvenliğine uzun yıllardır büyük önem veren Çin’in kayda değer büyüklükte stratejik petrol rezervlerine sahip olduğu biliniyor.

Kriz öncesinde ülkenin stratejik ham petrol rezervlerinin yaklaşık 400 milyon varil düzeyinde olduğu tahmin ediliyordu” şeklinde konuşan Karabel, Katar’dan LNG ithalatı durdurulunca, Çin özellikle ithalatı stoklarla karşıladığını, ancak yine de bunun sonsuza kadar gidebilecek bir durum olmadığını belirtiyor.Çin’in ekonomik büyüme, enerji güvenliği ve rejimin meşruiyeti arasındaki ilişkide, kömürde hakimiyet devam etse de yenilenebilir enerjide dünya lideri olan Çin’in nükleer enerjide de önemli yatırımlarının devlet tarafından desteklendiğini ifade eden Karabel, elektrikli-hibrit araçlara ve nadir elementlere de ayrı bir parantez açıyor. “Temiz enerjide yerli teknolojiler kullanan Çin, nadir elementlerin işlenmesinde de lider konumunda.

Batarya ve nadir elementlerde üretim kapasitesi dünya için tedarik zincirinde merkezi konumda.

ABD’nin uyguladığı tarifelere, Çin de tarife dışı engellerle nadir elementler ile karşılık veriyor” şeklinde konuşan Karabel, nadir elementlerin çıkarılması çevre ve insan sağlığı için riskli olmasına rağmen, Çin bu riskleri göze bu alanda lider haline geldiğine vurgu yapıyor.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, tedarik zinciri risklerini kontrol altında tutmak ve küresel krizlere karşı daha dirençli bir ekonomik yapı oluşturmak Çin’in uzun vadeli stratejisinin temel unsurları arasında yer alıyor.

Bu nedenle son yıllarda güneş ve rüzgâr enerjisinde dünyanın en büyük yatırımcısı haline gelen Çin, aynı zamanda nükleer enerji kapasitesini de hızla artırıyor.

Elektrikli araçlara verilen güçlü destek de yalnızca çevre politikalarının bir sonucu değil.

Asıl hedeflerden biri, ulaşım sektörünün petrol bağımlılığını azaltarak enerji güvenliğini güçlendirmek.

Global Energy Monitor verileri, Çin’in 21. yüzyılda nükleer enerji alanında dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi konumuna yükseldiğini ortaya koyuyor.

Pekin yönetimi, nükleer kapasite yatırımlarını hız kesmeden sürdürürken, mevcut projelerin tamamlanmasıyla birlikte Çin’in önümüzdeki yıllarda Fransa’yı geride bırakarak dünyanın en büyük ikinci nükleer enerji filosuna sahip ülkesi olması bekleniyor.

Halihazırda dünya genelinde inşa edilen nükleer enerji kapasitesinin yaklaşık yarısı da Çin’de bulunuyor.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *