Giethoorn, sahip olduğu kanallar nedeniyle uzun yıllardır "Kuzeyin Venedik'i" olarak anılıyor.
Köyün geçmişinin 13. yüzyıla kadar uzandığı tahmin ediliyor.
Yeni yerleşimcilerin burada sel felaketleri sırasında hayatını kaybeden yabani keçilere ait boynuzlarla karşılaştığı ve köyün adının da buradan geldiği anlatılıyor.
Hollandacada "keçi boynuzu" anlamına gelen Giethoorn ismi, zaman içerisinde yerleşimin adı haline geldi.
Giethoorn'u diğer köylerden ayıran en belirgin özellik ise ulaşım sistemi.
Köyün geleneksel anlamda caddeleri bulunmuyor ve motorlu araç trafiği yerleşimin büyük bölümünde yok.
Evlerin önünden geçen kanallar, köy yaşamının ayrılmaz bir parçası.
Birçok noktaya yürüyerek ya da küçük teknelerle ulaşmak mümkün.
Kanalların üzerine kurulan ahşap köprüler ise Giethoorn'un kendine özgü görüntüsünü tamamlıyor.
Köy halkının ekonomik yaşamında tarımın yanı sıra turizm de önemli bir yere sahip.
Giethoorn'un ününün ülke sınırlarını aşmasında ise sinemanın da payı bulunuyor.
Hollandalı yönetmen Bert Haanstra'nın 1958 yılında çektiği "Fanfare" adlı komedi filmi, Giethoorn'un tanınırlığında önemli bir dönüm noktası oldu.
Bugün özellikle Uzak Doğu'dan gelen turistlerin ilgisini çeken köy, Hollanda'nın popüler turizm durakları arasında gösteriliyor.
Giethoorn yalnızca kanalları ve evleriyle değil, ziyaret edilebilecek farklı noktalarıyla da dikkat çekiyor.
Köyde tarih, denizcilik, doğa ve otomobil meraklılarına hitap eden çeşitli müzeler bulunuyor.
Punterwerf Wildeboer - Scheepswerf Vos, bölgenin geleneksel tekne yapım kültürünü tanımak isteyenlerin uğrayabileceği noktalardan biri.
Museum De Oude Aarde, doğal taş ve fosil koleksiyonlarıyla öne çıkarken, Gloria Maris Schelpengalerie deniz kabuklarına ilgi duyan ziyaretçileri ağırlıyor.
Otomobil meraklıları için ise Automuseum Histomobil yer alıyor.