Dünyanın en varlıklı isimleri için lüks anlayışı, gösterişli malikanelerden ve özel yatlardan, hayatta kalma stratejilerine doğru evriliyor. Özellikle Londra gibi metropollerde yaşayan milyarderler, nükleer tehdit, ekonomik çöküş ve küresel felaket senaryolarına karşı kapsamlı bir ‘B planı’ oluşturuyor. Artık servetlerini korumak kadar, kriz anında hayatta kalmak da öncelikli hale gelmiş durumda.
Lüksün yeni adresi: 12 metre derinlikte sığınaklar
Milyarderlerin güvenlik yatırımlarının başında, evlerinin altına inşa ettirdikleri yüksek teknolojili sığınaklar geliyor. Lüks gayrimenkul uzmanları, müşterilerin artık ev satın alırken nükleer saldırılara dayanıklı, hava filtreleme sistemlerine sahip ve uzun süreli yaşamı destekleyen yeraltı alanlarını şart koştuğunu belirtiyor. Bazı malikanelerde yerin 12 metre altına kadar inen bu bölümler, normal zamanlarda sinema veya spor salonu olarak kullanılırken, kriz anında tam donanımlı birer yaşam merkezine dönüşüyor.
Şehirlerden kaçış: Kendi kendine yeten çiftlikler
Sığınakların yanı sıra, dış dünyaya bağımlılığı sıfıra indirmek isteyen zenginler, kırsal bölgelerde kendi kendine yetebilen çiftliklere yöneliyor. Güneş enerjisi panelleri, özel su kuyuları ve tarım alanlarıyla donatılan bu mülkler, tedarik zincirlerinin koptuğu bir senaryoda dahi yaşamın devam etmesini sağlıyor. Uzmanlar, günümüzdeki en büyük lüksün, başka hiçbir kaynağa ihtiyaç duymadan izole bir şekilde yaşayabilmek olduğunu vurguluyor.
Tahliye planları ve ikinci vatandaşlık arayışı
Kriz anında hızlı hareket edebilmek, milyarderlerin stratejisinin bir diğer önemli ayağını oluşturuyor. Bazı isimler acil durumlarda ülkeden hızla ayrılabilmek için deniz uçağı kullanmayı öğrenirken, bazıları ise kırsal mülkleri ile şehirdeki evleri arasındaki mesafeyi tek depo yakıtla katedebilecek şekilde planlıyor.
Ayrıca, savaş veya iklim felaketleri gibi risklere karşı ikinci bir pasaport edinmek, varlıklı kesim için artık standart bir güvenlik prosedürü haline geldi. Yeni Zelanda gibi güvenli liman olarak görülen ülkelere yapılan vatandaşlık başvurularındaki artış, bu endişeli bekleyişin en somut göstergesi olarak öne çıkıyor.





