Ekrem Abi Site matbahis giriş
19 Eylül 2026
İstanbul
Açık
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
En Son Olay Gündem Biricik Olmanın Kaynağı: Küçüklükteki Bambaşkalık

Biricik Olmanın Kaynağı: Küçüklükteki Bambaşkalık

Biricikti. Biricik oluşunun kaynağı Tanrı’nın tekliği gibi kudrete, mükemmelliğe ya da mutlak bir yalıtılmışlığa dayanmazdı. Büyüklüğünde değil, küçüklüğünde bulabilirdiniz ondaki bambaşkalığı.

3 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Sedef beyazı yanaklarındaki kalıcı pembede, konuşurken gerekenden daha öne çıkardığı ince dudaklarında, kışın montunun içinde kaybolan cılızlığında, bedeninin kalbinin atışlarıyla dahi sarsılan hafifliğinde, soruların cevabını bildiği hâlde el kaldırmama erdeminde, saçlarını ensesinde toplayışında, saçlarını çözdüğünde yüzünün küçülüşünde, yüzündeki yalınlığın acı çekmeyi bilen kıpırtısızlığında, bir meyveyi avucunda sıkıca tutuşunda, ağaçlara bakmak için kafasını geriye atışında, aynalaşan vitrinlerin önünden kendine bakmadan geçişinde, yüzünden çok ellerini seyretmesinde, annesinin saçını tararken dibinde bıraktığı acıda, kendi ağırlığıyla sallanan bir dal gibi olgunluğunda, kendi hafifliğiyle titreyen bir yaprak kadar körpeliğinde, kendi tadında hapsolmuş yaban meyveler gibi herkesten uzak kalışında, herkesle aynı şeyi giyse de herkesten farklı giyinişinde, hiçbir akışa benzemeyen yürüyüşünde, konuşurken annesi saçlarını örüyormuş gibi başını dik tutuşunda, tane tane konuşmasında, köpeklerden korkmadan onların yanından geçip gidişinde, ıslık çalmayı bilmeden dudaklarını oynatmasında, anlatırken ki dua ritminde, adında tekrar eden harflerde, yüzündeki “birkaç saatlik uykuyla duruyorum”un çocuk neşesizliğinde, yazdıklarına odaklandıkça bozulan el yazısında, kuşluk vakti çıktığı gezintide Tanrı’nın zamanına rastlayışında, yaratıldık ve değişmeyen bir şey var sanki, o değişmeyen şeyi cebinde taşımasında, gezintiden eve bir vahiy yorgunluğuyla dönüşünde, o dönüşlerde radyonun sesini kısar gibi konuşmasında, sonra birden bastıran kahvaltı neşesinde, kol saatindeki ufak çatlakta, o çatlaktan Tanrı’nın zamanının sızışında, bütün bunlar olurken onun sadece o kız oluşunda, yan bastığı için ayakkabısının yamukluğunda, bir kötülüğe şahit olduğunda güçsüzlüğünü kabullenişinin umutsuz nabzında, uzakları seyreden koyunların gözleriyle sağa sola savrulmuş bir avuç evi seyredişinde, çürümüş mürdüm gövdesi gibi öylece boşluğa bakışında, birkaç gün dışarı çıkmadan evine sığınmasında, evinin iç sınırlarını sevişinde, bacaklarının şeklinin battaniyede kalışında, evin içinde dolaşırken ayak altlarının mermerdeki turuncusunda, hiçbir düzeni bozmadan kendi düzenini kuruşunun bağımsız uyumunda, aniden acıkıp buzdolabının başına geçişinde, yüzüne vuran sarı ışıkta melekleşmesinde, bahçeye çıkıp birkaç incir alışında, günün aydınlık merhemini ve azığa eklenen nimeti el kadar toprakta buluşunda, çocukluğun geniş düzlüğünde koşan çipil bacaklı neşesinde, küçükken sevdiği kelimeleri hâlâ sevişinde: anne, hulahop, bakkimgelmiş, çamur, incirmisevermişbenimkızım.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *