Para verip anılarımı seriyorum.
Kaltak.
Harıl harıl yazıyor. Üniversitede akademisyen.
Tezine malzeme arıyor kesin.
Hadi Mavi! Çok iyi gidiyoruz.
Son bir anı, son bir anı daha...Önceleri anlattıkça rahatlardım.Şimdi tırnak geçiriyorum tenime.
Tam bir yıldır geliyorum buraya.
Aşağı inen merdivenler yosunlu.
Duvarlar ıslak parkeler ıslak.
Zemin kat hususi seçim.
Elektrik kaçağı var cızır cızır.
Söndü sönecek zavallı titrek mumlar.
Bitti bitecek bir kandil.
Tükendi tükenecek piller, fenerler.
Asma katta, elinde megafon, tepeden sesleniyor bana: “Yüzdüğünü düşün, yüzüyorsun şimdi.
Yüz bakalım…”Yüzmekten korktuğumu biliyor vicdansız. “Yüzme korkusu ancak böyle geçer, hazır mısın?”Elimden tutsa ne olur sanki.“Bir sopa can simidi filan verseydiniz?”“Ne dediiiin?”Vicdansız.
Beni daha dibe gönderiyor.
Kırk kulaç kırkı da kırık kulaç.
Bir ses: Kayboldum polis amca.
Beni bulur musunuz?
Megafon zalim:“Sizi ihmal etmişler” Kimi?“Sizi performans odaklı sevmişler.”Neeee?…“Sizi, sizi, sizi…”Demek beni ihmal etmişler.
Demek beni hakikatte sevmemişler.
Demek…Kodla bunu zihnine. İyice yerleştir kafana.
Koy çuvala.
Kulaç atmayı bıraktım. Çuvalı sırtladım.
Perişan vaziyette çıktım ofisten.
Aşk olsun…Yüzme böyle mi öğretilir…**Kürekler elimde.Çok uzun, büyük bir göletin içindeyiz artık.
Halbuki ileriye bakmak istiyorum ben.
Güzel, ümitli günlere.
Bu anılar, bu anılar ne işe yarayacak?
Karanlık, soğuk.
Neden kazıyorsunuz zihnime?
Bunları ben yaşamadım ki.
Görmüyor musunuz?
Başkasının bu hayat, benim değil.
Sırtı deri koltuğa, ayakları masaya dayalı.
Sanki patron.
Penceresi bol.
Günlük güneşlik.
Ona göre hava hoş, ona göre hava ne kadar hoş.
Işıl ışıl.
Jeneratörlü.
Kahvesi bol köpüklü.
Titrek mumlar, cılız fenerler hep aşağıda.
Mağara.
Mistik bir ses geliyor megafondan:Sen hiç merak etme Mavi.
Bu sistemi ben kurdum.
Görüp görebileceğin en mükemmel anı avcısıyım ben.
Kahvesinden bir yudum, poğaçasından bir ısırık alıyor anı avcısı, karnını sıvazlıyor: Bana güven Mavi.
Hepsini toparlıcaz.
Emin ol her şeye çözümüm var.
Kaybolan günlere çözümüm var.
Tam bir yıldır geliyorum buraya.
Nezaketen kıvranıyorum.
Ne derinlere dalmak ne yüzeyde kürek çekmek.
Hiçbiri iyi etmedi sanrılarımı.- Şimdi gözlerini yum ve bir sandık hayal et Mavi.
Söyle bakalım nasıl bir sandık?
Bu göletten, batık gemilerden, bu sahte tasavvurlardan gına geldi.- Siz söyleyin.
Elinde kalem sağa sola kafasını sallıyor.- Bu senin görevin Mavi.
Kayığın içinde çenem dizlerimde, ağzım kilit.- Ağlamak yok, cıs yaparım yoksa …- Bak beni sinirlendiriyorsun, ne biçim çocuksun sen bakayım. - Bir sandık, bir sandık…- Senin hayallerini öldürmüşler Mavi.
Demek hayallerimi...- Metal mi ahşap mı olsun?- Ahşap olsun.
Peki.- Gördün mü, demiştim, zihnini zorlarsan yapabileceğini söylemiştim sana.
Aferin. - Şimdi anlattığın her şeyi bu sandığa koy, acele et ama.
Saate bakmasından nefret ediyorum.- Tekrar et: Anılarımı sandığa kilitledim.
Anılarımı sandığa kilitledim diyorum, burnumu çeke çeke, çabuk çabuk.. - Anılarımı sandığa kilitledim.
Peki tamam.- Güzel. Şimdi bir sepet salıyorum aşağı.
Sandığı bana emanet ediyor, hafifliyorsun.
Kaygısız gidiyorsun.
Bundan böyle, yorulmak öyle kaybolmak, sürüklenmek yok caddelerde.
Kürek çekmeyi bıraktım.
Perperişan çıktım ofisten.
Aşk olsun… Anılar böyle mi saklanır?..**Ne hissediyorsun Mavi?
Bir renk, bir koku söyle.
Kar kokusu geliyor burnuma, beyaz, lapa lapa.
Küçük kibritçi kız masalını biliyor musun?
Olduğum yerde sallanıyorum ileri geri: I-ı hiç masal bilmiyorum ben.
Düşün hatırlarsın belki:Elinde ıslak kibritler var, kar yağıyor.
Gece boyu sokakta yorulmuş üşümüş büzüşmüşsün.
O kadar ki parmak uçlarını hissedemiyorsun.
Andersen masallarındaki zavallı küçük kibritçi kızsın sen…Beni bırakmışlar.
Beni hep bırakıyorlar.
Sağda solda, orada ve burada.
Güzel.
Aferin Mavi.
Devam et.
Gece yarısı fırlamış çıkmışım o resimden.
Yalınayak.
Sonra?
Tir tir titriyorum.
Cadde boyunca, upuzun cadde boyunca koşuyor…Saçlarımı çeke çeke bağırıyorum.
Anneee babaaaa!..
Hadi Mavi çok iyi gidiyoruz, devam et.
Polis amca durduruyor.
Yavrum senin evin nerede?
Söyle bakalım kaç yaşındasın?
Sonrasını hatırlamıyorum.
Yığılıp kalmışım oracıkta.
Böyle direnirsen olmaz ama.
Al şu hapı. İç suyu, iç iç.
Beş deyince küçük kibritçi kızsın şimdi.
Biiir iki… -3-4-5 – Beş.
Mavi 5 beş.
Hadi.
Beş.
Bir varmıış, bir yokmuuuş…Burnumu cama dayıyorum.
Buğulanmış, sıcak.
Uzak bir resim içeridekiler.
Işıklı pırıl pırıl.İşte böyle… Üzerim incecik, su alıyor soğuk alıyor bedenim.
Kibrit almak isteyen yok mu, kibritlerim vaar, kibritçii..
Kimse kibrit almıyor.
Omuzlarım düşük.
Başım eğik.
Gölgeler geliyor gölgeler geçiyor üzerimden.
Büyü büyü büyüyor gölgeler...
Nefes nefese koşarak geçiyorum caddeleri geceleri ve günleri.
Hiç durmuyorum.
Yıllarca koşuyorum.
Ev yok iz yok.
Bir resim yok.
Bravo.
Gördün mü Mavi?
Zorlarsan hatırlarsın demiştim.
Hı, hııı…Seni sokaklara salmışlar.
Ağlamışsın sarmamışlar.
Demek öyle…Süt değil şeker vermişler sana.
Masal anlatmamışlar.
Yetim ve öksüzmüşüm öyle mi?
Aaa.
Ben öyle bir şey mi dedim Mavi.
Rica ederim.
Bunu mu anladın söylediğimden.…Perişan halde çıkıyorum ofisten.
Aşk olsun...
Bir çocuk böyle mi bırakılır…**Çoktan işe yaramalıydı, çoktan. İşe yaramayan şeylere dayanamıyorum artık.İnanmıyorum.
Düzelseydi düzelirdi evler, geçseydi geçerdi geceler.
Yanınızdayım demekten başka ne yaptı ha?
Kürek mi çekti, elimden mi tuttu?
Yazıp durdu vicdansız.
Bugün bu iş bitecek:- Sen...
Sen burada ne yapıyorsun?- Anılarımı çaldın bana yalan söyledin. - Ne diyorsun?- Yakayım da gör hepsini! - Mavi sakin ol.
Onlar benim…Elimde kibritler, avuç avuç.
Vay canına… Ne kadar çok kibrit var.
Nasıl da tutuşuyorlar öyle.
Mumlar yanıyor gemiler yanıyor, anılar kül oldu yanıyor…Poliiiis. İmdaat!
Yardım edin…Bakın memur bey, bu kadın anılarımı çalıyor, kim masum, üstü başı ıslak kim söyleyin.
Kimin elinde kibrit var bir kere.
Kimin elleri üşümüş?
Kimin sırtı soğuk.
Siz bakın. Öhö öhö öhö…Bırakıveriyorum kendimi.
Ne kadın var ne ben. Öylece yerde.
Siyah kül içinde.
Onlar benim anılarım.
Hepsini ben yazdım, kelepçeye gerek yok.
Bir eli başında, şaşkın, bana soruyor polis:“Kapının önündeki göz yaşı göleti senin mi kızım?”1-2-3-4-Beş.. “Tahmin etmiştim,” diyor.
Nerde görse tanırmış.
Beş yaşında, Küçük kız gözyaşlarıymış onlar… Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.