Fransa, bir zamanlar bütün dünyaya özgürlük, eşitlik ve kardeşlik dersi veren cumhuriyetçi modelinin en ciddi sınavlarından biriyle karşı karşıya. Sokaklarda yükselen öfkeyi, güvenlik sorunu veya göç tartışmasıyla açıklamak yeterli olmayacaktır. Karşımızda ekonomik sıkışmanın, toplumsal ayrışmanın, göçmen kökenli nüfusun bir bölümünün yaşadığı dışlanmanın ve devlet-toplum ilişkilerinde biriken güvensizliğin kesiştiği çok boyutlu bir kriz var.
Peki, Avrupa‘nın en büyük ekonomilerinden biri neden bu kadar derin toplumsal gerilimler yaşıyor?
Önce ekonomiye bakalım. Fransa ekonomisi çökmüş değil; ancak kamu maliyesi ciddi baskı altında. Kamu borcu 2026’da 3,5 trilyon Euro‘ya, millî gelirin yüzde 116’sına ulaştı. Bütçe açığı ise 152,5 milyar Euro, yani gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5,1’i düzeyinde. Ekonomi 2025’te yüzde 0,9 büyüdü. IMF’nin Ekim 2026’da yayımlanan değerlendirmesine göre büyümenin bu yıl yüzde 0,4’e gerilemesi bekleniyor. Bu tablo, Fransa’nın yüksek kamu harcamaları ve kapsamlı sosyal devlet yapısını sürdürürken mali hareket alanının daraldığına işaret ediyor.
Avrupa’nın Vitrini Çatladı
Şüphesiz asıl mesele, ekonomik büyümenin toplumun bütün kesimlerinde aynı karşılığı bulmaması. Paris’in zengin merkezleriyle bazı banliyöler arasındaki uçurum, Fransa’nın refah tablosundaki en belirgin çelişkilerden biri. İşsizlik, nitelikli eğitime erişim, konut ve mesleki fırsatlar bakımından dezavantajlı mahallelerde yaşayan gençler, cumhuriyetin vaat ettiği eşitliği gündelik hayatlarında yeterince hissedemiyorlar. Ekonomik dışlanma tek başına şiddeti açıklamaz; fakat kurumsal güvensizlikle birleştiğinde toplumsal öfkeyi besleyebilir.
Göç ve bütünleşme meselesi de bu tablonun önemli bir parçası. Fransa’nın göç olgusunu; sınır kontrolü, oturma izinleri ve güvenlik politikaları üzerinden ele alması yeterli değil. Dil eğitimi, istihdam, konut, okul başarısı ve ayrımcılıkla mücadele de aynı politikanın ayrılmaz parçaları olmalı. Hukuken Fransız vatandaşı olmak ile toplumda eşit fırsatlara sahip olduğunu hissetmek her zaman aynı anlama gelmiyor. Cumhuriyetçi modelin sınavı, ortak vatandaşlık fikrini yalnızca anayasal bir ilke olarak değil, günlük hayatın gerçeği olarak yaşatabilmesidir.
Elbette bu tespitler, şiddeti mazur göstermeyi gerektirmez. Kamu binalarını yakmak, iş yerlerini yağmalamak ve insanları tehdit etmek ne toplumsal adaletle ne de hak arama özgürlüğüyle bağdaşır. Devletin kamu düzenini koruma yükümlülüğü vardır. Fakat güvenlik politikaları da hukuk, ölçülülük ve hesap verebilirlik ilkelerine dayanmalıdır. Şiddeti bastırmak ile şiddeti besleyen koşulları anlamak birbirinin alternatifi değildir.
Fransız Modeli Duvara mı Tosladı?
Fransa’nın bir diğer sorunu, siyasal tartışmaların çoğu zaman iki dar eksene sıkışmasıdır: Bir tarafta güvenlik ve cezalandırmayı öne çıkaran yaklaşım, diğer tarafta yapısal sorunları vurgularken bireysel sorumluluğu geri plana iten yorumlar. Oysa kalıcı çözüm, kamu otoritesini etkili kılarken eğitim, istihdam ve toplumsal bütünleşme alanlarında da sonuç üretmeyi gerektiriyor.
Üstelik 2023 olaylarının sona ermiş olmasından hemen 3 sene sonra daha büyük bir toplumsal kalkışmanın yaşanması, altta yatan sorunların varlığını koruduğu anlamına geliyor. Fransa’nın önündeki asıl mesele, yeni bir sokak dalgasını bastırmaktan çok, benzer patlamaları mümkün kılan koşulları değiştirebilmek.
1789 Devrimi’nin dünyaya ilan ettiği üç değer hâlâ Fransız Cumhuriyeti’nin temel sloganı: Özgürlük, eşitlik, kardeşlik. Ancak bu değerler meydanlarda yazılı kaldığında değil, toplumun farklı kesimleri tarafından gerçek hayatta deneyimlendiğinde anlam kazanır.
Fransa’nın kendisine sorması gereken soru şudur: Cumhuriyet, bütün yurttaşlarına eşitlik vaat ederken neden bazıları kendilerini hâlâ sistemin dışında hissediyor?
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü ekonomik büyüklüğüyle, ordusuyla veya uluslararası nüfuzuyla ölçülmez. Devletin meşruiyeti, toplumun farklı kesimlerinin ortak bir geleceğe inanabilmesiyle de ilgilidir. Fransa’nın sokaklarında yaşanan gerilimler, tam da bu ortak geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıyor.