Türkiye’de 131 yatırım fonunun tasfiyesiyle başlayan süreç, yüz binlerce yatırımcıyı etkilerken finans piyasalarındaki güven tartışmasını da büyüttü. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ile yatırım bankaları, eylül sonundan itibaren yayımladıkları değerlendirmelerde krizin kredi notu, finansal istikrar ve ekonomik büyüme üzerindeki olası etkilerine odaklandı.
Mevcut değerlendirmeler, krizin henüz finansal sistemin geneline yayılan sistemik bir bozulmaya dönüşmediğine işaret ediyor. Buna karşılık denetim mekanizmaları, yatırımcı güveni ve ekonomik faaliyet üzerindeki olası etkiler uluslararası kuruluşların uyarıları arasında yer alıyor.
FITCH: KREDİ NOTUNA DOĞRUDAN ETKİ BEKLENMİYOR
Krizin ardından ilk değerlendirmelerden biri 29 Eylül’de Fitch Ratings’ten geldi.
Fitch Ratings Kıdemli Direktörü Douglas Winslow, fon soruşturmasını “negatif bir gelişme” olarak değerlendirdi ancak mevcut aşamada Türkiye’nin kredi notu üzerinde doğrudan bir etki beklemediklerini belirtti.
Winslow, süreç nedeniyle finansal sistem genelinde sistemik bir risk veya dolarizasyon baskısı oluşmadığını ifade etti. Rezervlerdeki iyileşmenin de dış şoklara karşı Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını artırdığı belirtildi.
S&P’DEN KRİTİK ŞART: İZOLE KALMASI GEREKİYOR
S&P Global Ratings ise 2 Ekim’de yaptığı değerlendirmede krizin finansal sistemin geneline yayılıp yayılmayacağına odaklandı.
S&P Global Ratings Türkiye Lider Analisti Karen Vartapetov, gelişmelerin izole kalması halinde Türkiye’nin kredi notu üzerinde aşağı yönlü baskı beklemediklerini açıkladı.
Vartapetov, döviz kuru, dolarizasyon ve bankacılık sektörünün likiditesinde şu ana kadar belirgin bir bozulma görülmediğini belirtti. Yetkililerin fonlara yönelik müdahalesini ise “hızlı ve ikna edici” olarak nitelendirdi.
S&P’nin Türkiye’ye ilişkin bir sonraki kredi notu değerlendirmesini 16 Ekim’de yayımlaması bekleniyor.
MOODY’S DENETİM AÇIKLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Moody’s Ratings de 2 Ekim’de yayımladığı değerlendirmede, Türkiye’deki “fon kaçışı” krizinden kaynaklanan kredi riskinin mevcut aşamada sınırlı olduğunu bildirdi.
Ancak kurum, diğer değerlendirmelerden farklı olarak yaşanan sürecin piyasa gözetimi ve denetimi açısından bazı açıkları ortaya çıkardığına dikkat çekti.
Moody’s’in raporunda, krizin kredi profiline doğrudan etkisinin sınırlı kalmasına rağmen denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
FTSE RUSSELL TÜRKİYE’NİN STATÜSÜNÜ KORUDU
Kredi derecelendirme kuruluşlarının ardından gözler uluslararası endeks sağlayıcısı FTSE Russell’ın ülke sınıflandırması değerlendirmesine çevrildi.
FTSE Russell, 6 Ekim’de açıkladığı yıllık ülke sınıflandırması sonuçlarında Türkiye’yi herhangi bir olası statü değişikliği için izleme listesine almadı.
Böylece Türkiye, FTSE Russell sınıflandırmasındaki “İleri Gelişen Piyasa” statüsünü korudu.
FTSE Russell CEO’su Fiona Bassett, ülke sınıflandırma sisteminin temelinde küresel yatırımcıların piyasalara erişiminin bulunduğunu belirtti. 2026 değerlendirmesinde izleme listesine Mısır ve Umman’a ilişkin değişiklikler yansırken, Türkiye için yeni bir statü değişikliği gündeme gelmedi.
JPMORGAN: BÜYÜME TAHMİNİNDE AŞAĞI YÖNLÜ RİSK
Kredi derecelendirme kuruluşları ağırlıklı olarak finansal istikrar ve kredi notuna odaklanırken, JPMorgan krizin reel ekonomi üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Banka, fon sektöründeki çalkantının 2026’nın dördüncü çeyreğinde ekonomik faaliyet üzerinde baskı yaratabileceğini bildirdi.
JPMorgan, yaşanan gelişmelerin Türkiye ekonomisi için yüzde 3 seviyesindeki 2026 büyüme tahmini açısından “ciddi aşağı yönlü risk” oluşturduğunu belirtti.
SİSTEMİK KRİZ YOK, GÜVEN RİSKİ MASADA
Uluslararası kuruluşların değerlendirmeleri, 131 fonun tasfiyesinin mevcut aşamada bankacılık sistemine veya kredi notuna doğrudan bir darbe yaratmadığı yönünde birleşiyor.
Buna karşılık Moody’s’in denetim açıklarına yaptığı vurgu ile JPMorgan’ın büyüme tahminine ilişkin uyarısı, fon krizinin etkilerinin yalnızca tasfiye edilen fonlarla sınırlı kalıp kalmayacağı sorusunu gündemde tutuyor.
Tasfiye sürecinin yüz binlerce yatırımcıyı ve yaklaşık 20 milyar dolarlık varlığı kapsaması, yatırımcı güveninin seyri ile tasfiye edilen varlıkların hangi değerlerden nakde çevrileceğini önümüzdeki dönemin kritik başlıkları haline getiriyor.



